Dr. Öğr. Üyesi Semra KILIÇ KARATAY
Aksaray Üniversitesi, Eğitim Fakültesi
Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü
GİRİŞ
İnsanın varoluşundan beri, günlük ve doğal olayları anlamlandırma ve yorumlama çabası içerisinde olduğu ifade edilebilir. Bununla birlikte insanın, arzularını gerçekleştirebilmek için farklı yöntemlere ve inanışlara yöneldiği de söylenebilir. Bu inanışlar arasında nazar ve büyü inancı da yer almaktadır. İnsanların nazar inancı, yaradılışlarında bulunan merak ve kaygı duygularının onların davranışlarına yön vermesiyle ortaya çıkmaktadır. Merak duygusunun insanları gizli ya da yasak olan şeylere yönlendirmesinin ilk çağlara kadar uzanan bir olgu olduğu ifade edilebilir. Anadolu’da, insanların inançları ile gerçekleştirmek istedikleri düşünceler arasında uyum sağlamak genellikle zor olmuştur. Bölgede, birçok uygarlık birbirini özümseyip kabul etmiş ve kaynaşmıştır. Ancak zamanla, bu inanç, çıkar elde etmek amacıyla kullanılmaya başlanmıştır.
İnsanoğlunun anlaşılmasında, yaşama düzeninin kavranmasında bazı inançlar yazısız kurallara sahip olup soyut düşüncenin sonucunda ortaya çıkmaktadır. Özellikle büyü düşüncesinin yaygın olduğu toplumların uygarlık seviyesine ulaşmış toplumlara göre tarihi gelişim sürecinde geri kalmış olduğu söylenebilir.
Toplumlarda, insanların yaşam biçimlerinde “nazar değme” inancı, sosyal ve kültürel yapıyı şekillendiren önemli bir etken olmuştur. Günümüz toplumlarında ise nazar ve büyü ritüelleri somut belgelere dayanmamakla birlikte, sosyo-kültürel yaşamda önemini koruyan ve giderek güçlenen bir inanış olarak varlığını sürdürmektedir.
Bazı kişilerde bulunduğuna inanılan ve kıskançlık ya da hayranlıkla baktığında insanlara, evlere, mallara, mülklere ve hatta cansız nesnelere zarar verdiği düşünülen uğursuzluk; nazar olarak adlandırılır. Peygamber efendimizin bir hadisinde ‘‘Göz/nazar değmesi insanı kabre, deveyi de tencereye sokar.’’ ifadesi yer almaktadır.
Koşay’a göre; nazar inancının kökeni, Neolitik çağlara kadar uzanmaktadır. Girit’te, Aşağı Mısır’da, Malta’da, Kuzey Fransa’da ve Britanya’da Bronz çağına ait, balta şeklinde yapılmış olarak bulunan nazarlıklar, nazarın kötü etkilerine inanma ve bunlara karşı tedbirler alma bilgisinin köklü olduğunu göstermektedir (Koşay, 1956: 86).
Günümüz geleneksel yaşamında nazar ve büyü inancını yansıtan bazı ritüelleri görmek mümkündür. Örneğin daha çok köy, kasaba veya kırsal alanlarda evlerin çatısında, kapısında veya herhangi bir yerinde hayvan kellesi, at nalı, üzerlik otu, halk dilinde nazar boncuğu olarak bilinen mavi boncuk asılması, kurşun dökme gibi ritüeller nazar veya büyüden korunmak amaçlı alınan tedbirler arasında yer almaktadır.
İnsan yaşamının tarihsel sürecinde halk inanışları ve uygulama biçimleri, insanların eylemlerini olumlu veya olumsuz yönde etkilemesinde önemli bir rol oynamıştır. Bu inanışların temelinde, insanları etkileyen birden fazla psikolojik neden bulunmaktadır. Bu psikolojik nedenlerin dışında inançların izleri insanların inanışlarının sürekliliğinde ve değişiminde önemli bir etken olmuştur.
İçinde yaşadığı toplumla gelişen ve değişen batıl inanışlar, psikolojik, sosyolojik, coğrafik, dinsel olaylar ve olgularla şekillenmektedir. Halk kültürünün şekillenmesinde önemli rol oynayan bu adet ve inanışlar geçmişten günümüze varlığını sürdürmektedir. (Uygur, 2013, s.155).
I- NAZAR İNANCI GELENEĞİ
Toplumlarda batıl inançlar, toplumların kültürlerinde kabul görmüş geleneklerdir. Bir inanış biçimi olan batıl inançlar; sosyoloji, psikoloji ve antropoloji gibi toplum bilimleri ile özel bir alan içerisinde incelenmekte ve tartışılmaktadır.
Bütün toplumlarda yaygın olarak görülen nazar inancının kökeni, Neolitik çağlara kadar uzanmaktadır. Girit’te, Aşağı Mısır’da, Malta’da, Kuzey Fransa’da ve Britanya’da Bronz çağına ait, balta şeklinde yapılmış nazarlıklar (amuletler) bulunmuştur. (Koşay, 1956, s. 86).
Günümüzde halk arasında yaygın olan nazar inancının devam ettiği görülmektedir. İnsanlar arasında, nazardan korunma adına çeşitli ritüeller yapılmaktadır. Bunlar arasında nazar boncuğu, at nalı, üzerlik otu, hayvan kafası asma, muska takma vb. gibi çeşitli pratikler yapılmaktadır. Fakat bu ritüeller dinimizce batıl inanç olması nedeniyle haram kabul edilmektedir.
Kur’an-ı Kerîm’de ve çeşitli hadislerde, nazara karşı Tanrı’ya sığınmanın gerekliliği belirtilmesine karşılık halk arasında kem gözlerden geldiğine inanılan kötülüklere karşı çeşitli büyüsel işlemlere başvurulmaktadır (Çelik, 1974, s. 156).
Nazara en çok kadınların inandığını, bunu erkeklerin ve gençlerin takip ettiğini söyleyebiliriz. Kadınların özellikle ekonomik, sosyal ve kültürel yönden alt seviyede olanları ile yaşlı kesim arasında nazarın yaygın olduğu görülmektedir (Kılıç ve Oyman, 2015, s: 61).
Türkçede bakış anlamına gelen Arapça kökenli nazar kelimesi, bakışlarında zararlı güç bulunan bazı insanların bu özellikleriyle bir kişiye, bir hayvana ya da bir nesneye bakmakla canlı üzerinde hastalık, sakatlık, kırılma hatta ölüm gibi olumsuz bir etkinin meydana gelmesi şeklinde açıklanmaktadır (Boratav, 1997, s. 103-104). Nazarı değen kişiler, söz konusu özellikler kendilerinde bulunmadığı için kıskançlık duygusuna kapılırlar (Çıblak, 2004, s.107).
II- ŞANLIURFA’DA NAZAR ve KORUNMA UYGULAMALARI
Şanlıurfa geleneksel yaşamında insanlar iyi günlerinden, mutlu günlerinden ve bunlarla ilgili mevzulardan pek bahsetmezler, bunları kimseye duyurmak istemezler çünkü nazardan korkarlar.
Şanlıurfa’nın sözlü kültüründe yer alan nazar ile ilgili bazı deyimler aşağıda sıralanmıştır.
Şanlıurfa’da “göz étmaḫ” deyimi; kaş göz işaretiyle birilerini yönlendirmek anlamına geldiği gibi, nazarı değmek anlamında da kullanılır.
“Şéytan ḳulağına ḳurḳurşın” deyimi; bir durumun artık düzeldiğini, yanlışlığın sona erdiğini, bir kişinin uslandığını nazar değmesin diye söylemekten çekinmek anlamında.
“Yıldızı ḫefif” deyimi; çabuk korkan, çabuk ürken kişiler için kullanıldığı gibi nazara çabuk geldiğine inanılan kişiler, özellikle çocuklar için de kullanılır.
Şanlıurfa yöresinde, genellikle evlerin dış duvarlarına ve oda duvarlarına nazardan korusun diye ceylan kafası, üzerlik otu, at nalı, ayakkabı terlik, mavi renkte göz boncukları asılmaktadır. Ayrıca insanlar hocalara yazdırılan duaları muska şeklinde üzerlerinde taşımaktadır.
Bozkurt’a (2003) göre; aşiretler nazara karşı korunma olarak kespik (mavi boncuk), kenner (iğde ağacı), kuru kafa (köpek, eşek, at kafası), boğir (günlük, buhur), das (orak) kullanır. Kurşun dökme de yine aşiretler arasında yaygın hurafelerden biri olup nazar değmesinden sonra nazarın zararlarını yok etmek amacıyla başvurulan bir yöntemdir (Bozkurt, 2003, s: 88-89).
Urfa’da Beg Kapısı surları dibinde geçmişte yer alan “Ḳereziye Ḳeḥvesi” adıyla bilinen çok eski bir kahvehane vardır. “Gareziye” (garazına) adının verilmesinin nedeni müşterileridir. Rivayete göre müşteriler birbirleriyle yarışırcasına yoldan geçenlere ve cins hayvanlara bakarak onlara nazar ederek zarar verirlermiş. Kahvenin müşterilerinin nazarlarının çok kuvvetli olduğu, kahvenin önünden geçen bir ata yan gözle baktıklarında atın fazla zaman geçmeden çatladığı halk arasında anlatılır. Bu nedenle şehrin doğusundan çıkan insanlar atlarına zarar gelmesin diye Bey Kapısı yerine güneydeki Harran Kapı’dan çıkmayı tercih ederlermiş (K.K.3)
Bakışları keskin, nazarı çabuk değen kişilere yakıştırılmış bir isim olan ‘Elizerli eski Suruç ilçesine bağlı, bugün Suriye sınırları içinde kalan Ayn’el Arap’ın 30 km doğusundaki “‘Elizéran” köyünden gelmektedir. Bu köyün kadını veya erkeği bir ata nazar ettiği zaman atı çatlatırmış Geçen yüzyılın başında köyden geçip Suriye’ye geçen bir adamın çok güzel gözlerini bu köyün nazarı yüzünden kaybettiği yörede hâlâ söylenir. (Saraç, 2018, s. 373)
III- NAZARLIKLAR
Nazarlık kullanımı nazardan korunma amaçlı yıllardır uygulanan bir gelenektir. Nazarlık olarak farklı nesneler kullanılmaktadır. Şanlıurfa ve çevresinde ceylan kellesi, at nalı, küçük çan, el şekli, şahmeran, üzerlik otu, kaplumbağa kabuğu, sinsile gibi farklı uygulamalar nazarlık objesi olarak kullanılmaktadır. Bu uygulamaları yapan kişiler daha çok orta yaşın üstünde olan kişilerdir. Yeni neslin böyle ritüellere karşı ilgisi az denilebilir. Yeni nesilde en yaygın nazarlık objesi olarak muska ve nazar boncuğu kullanılmaktadır
MUSKA
Yaş sınırlaması olmaksızın insanların nazardan korunmak için süregelen geleneklerinden biri olan “muska”, din adamı tarafından yazılan bir duadır. Bu dua Kur’an-ı Kerim’de nazara karşı geçen surelerin kâğıt üzerine yazılması ile elde edilmektedir. Yazılan dua kâğıdı üçgen şeklinde olacak şekilde katlanarak etrafı su geçirmez malzeme ile sarılarak insanların boynunda, deri veya metal bir takı unsuru içerisinde muhafaza edilmektedir.

1) Nazar muskası kılıfı yapımı / 2025 (Fotoğraf: S. Sabri Kürkçüoğlu
Nazar muskaları din hocaları ve yörede bilinen yaşlı kişilere yazdırılır. Muskanın sarılması için kullanılan yeşil kumaş Urfa ve çevresinde türbelere bağlanılan bezlerden kesilerek alınmaktadır. Anadolu çevresinde ise genellikle muskalar evde kullanılmış renkli bezlerden genelde mavi, yeşil, kırmızı renkli beze sarılarak katlanılır ve dikilir. Göz boncuğu, kurt dişi, yılan kemiği, iğde dalı ve hurma çekirdeği muskaya ilave edilir. Bebeklerin görünen bir yerine iğnelenir. Büyükler ise görünmeyen yerlerine takarlar (Begiç, 2022, s. 173).

2) Hamaylı: İçinde çeşitli duaların yer aldığı büyük muska
Muskanın, vücudun sağ tarafında taşınmasına dikkat edilmesi ise; dinle ilgili olup halk arasında kişinin sağ omzunda iyi amelleri yazan, sol omzunda ise kötü amelleri yazan meleklerin bulunduğuna, dolayısıyla sağ tarafın iyi, sol tarafın kötü güçlerin etkisinde kaldığına inanılmasıyla ilgilidir (Çelik, 1974, s. 167-169).
Kâğıt yapmak: muska yazmak
Hamaylı: İçinde çeşitli duaların yer aldığı büyük muska. (hemail-i şerif)
Boylama: Şanlıurfa’da bir tür muska.
Ḥicap: İçine muska konan, üçgen, tenekeden yapılan, ip geçirilmesi için sapı olan bir mahfaza.

3) Maşallah yazılı ev
MAŞALLAH
Mâşallah (mâ şâa’llāh) “Allah dileyince her şey olur” manasına gelir (Yaşaroğlu, 2003, s. 103).
Halk arasında herhangi bir özelliğiyle göze batan bir kişinin, bitkinin, çiçeğin, hayvanın kısacası canlı cansız varlıkların hayranlıkla övülmesinin ardından, nazar değme olayının meydana gelmemesi için, “Maşallah”, “Nazar değmez inşallah” gibi sözlerin söylenmesi istenir (Çelik, 1974, s. 173).
Maşallah sözlü ifadenin yanı sıra genellikle bebek, çocuk, yetişkin, kadın ve erkeğin de kullandıkları değerli ya da yarı değerli malzemelerden yapıldığı görülür. Maşallah yazılı objelerin bebeklerde omuza, yetişkinlerde ise boyna ya da bileğe takıldığı görülür. Maşallah kelimesi sözlü olarak ya da kullanılan objelerle kötü niyetli insanların düşüncelerinin bozulacağına etkili olduğuna inanılır (Begiç, 2022, s. 174). Nazarlıklara dikilen armut biçiminde, oyma işçiliği ile yapılmış 8 ayar altın takıya da Şanlıurfa’da “armudıya” denilir.
Maşallah sözünün sesli olarak söylenmesinin yanı sıra yazılı olarak takı aksesuarları ile insanların üzerlerinde taşıdıkları görülmektedir. Ayrıca yeni ev, araba veya yeni evlenen çiftlerin kem gözlerden veya kötü bakışlardan korunmak için, maşallah yazısının olduğu tabloyu evlerinde görülebilecek bir köşeye asması da yine uygulanan ritüeller arasındadır.

4) Evin duvarında nazar boncuğu/ Kılıç Karatay, 2024
NAZAR BONCUĞU
Toplumlarda, kötü niyetli bakışların nazar etkisini ortadan kaldırmak amacıyla kullanılan “nazar boncuğu” zamanla köklü bir gelenek haline gelmiştir. Üzerinde göze benzeyen dairesel şekiller olan boncuk, görülebilecek şekilde vücudun farklı yerlerine takı olarak takıldığı gibi kıyafetlerin üzerine de takılmaktadır. Boncuğun takılmasındaki amaç kötü bakışları üzerine toplayarak nazardan korunmaktır. Nazar boncuğu sadece kişilerin kendilerini değil sahip oldukları varlıkları korumak içinde kullanılmaktadır. Örneğin ev, araba veya bağ-bahçe gibi yerlere takılabildiği gibi sahip oldukları hayvanların boynuz veya boyunlarına nazar edilmemesi için takılabilmektedir.

5) Evin duvarında at nalı
AT NALI
Ayrıca evlerin duvarına ve giriş kapılarına nazar boncuğu ile birlikte at nalı takmak da nazardan korunmak için alınan tedbirler arasındadır. Genellikle evlerin dış duvarlarına asılan katır, eşek veya at nalları, eski ve kullanılmış nallardan seçilir. Atların ayaklarından çıkarılan bu nalların, nazar değmesini önlediğine, uğur ve bereket getirdiğine inanılır. Nazarın etkisini azaltmak için kem gözlerin bakışını kendi üzerine çektiği düşünülür.

6) Delikli taşlar
DELİKLİ TAŞ
Ortası delikli taşın eve asıldığında, o evde yaşayanları ve evi nazardan koruyacağına inanılır. Evlerin dam duvarına asılan bu taşın, şans ve uğur getirdiği düşünülür. Ayrıca, delikli taşların, dikkati asıl nesneden uzaklaştırarak nazara karşı koruma sağladığına inanılır.
ESKİ AYAKKABI TERLİK
Şanlıurfa’da, genellikle köy evlerinde nazardan korunmak için kapıların üzerine veya duvara eski ayakkabılar ve terlikler asılır. Bu uygulamanın evi ve içindekileri kötü gözlerden nazardan koruduğuna inanılır.

7) Çıngıraklar
ÇINGIRAK (ÇINĞIRLAVI)
Şanlıurfa’da, büyükbaş hayvanlar ile eşek ve at gibi binek hayvanlarını nazardan korumak için boyunlarına bakır ya da pirinçten yapılmış çanlar takılır. Bu çanların çıkardığı seslerin, dikkatleri dağıtarak hayvanları nazardan koruduğuna inanılır. Sığırların, binek hayvanların, özellikle eşeklerin boynuna bağlanan küçük çıngıraklara Urfa’da “çınğırlavı” denilir.

8) Harran’da yapılmış üzerlik (Fotoğraf: Sabri Kürkçüoğlu)
ÜZERLİK
Geçmişi çok eski tarihlere dayanan “üzerlik otu” mistik bir bitki olup, doğada emek istemeden kendiliğinden yetişen bir bitkidir. Bitki çayı olarak da kullanılan üzerlik otu Anadolu’nun bazı bölgelerinde “nazar otu” olarak da bilinmektedir. Doğadan toplanan üzerlik otu demet halinde veya farklı tekniklerde örülerek dekoratif süs eşyası olarak da kullanılmaktadır. Genellikle evlerin dış cephelerinde duvar köşelerine veya giriş kapısının üst kısmına asılmaktadır. Kapı girişlerine asılan üzerlik otu farklı tekniklerle örülürken kumaş parçası veya nazar boncuğu da kullanılmaktadır. İlk bakışta dekoratif süs eşyası gibi dursa da yapılmasının asıl nedeni nazardan korunmak içindir.
Üzerlik otu yeşil olarak toplanıp iplere dizilerek evlerde dekoratif eşya olarak kullanılır. Tohumları, nazara karşı nazara uğrayan kişinin başında çevrilerek tütsü olarak ateşe atılır. Mevlid okunan veya hatim duası yapılan evlerde tütsü kabında yakılarak ortama uhrevi bir hava verilmeye çalışılır (Saraç, 2018, s. 858).

9) Bez üzerine kanaviçe işi Şahmeran
ŞAHMERAN RESİMLERİ
Şahmeran, Anadolu mitolojilerinde rastlanan iyicil olarak tanımlanan bellerinden aşağısı yılan, üstü ise kadın başı şeklindeki “yılanların şahı”dır. Evlere uğur getirdiğine inanılan efsanevi bir varlıktır. Kimi insanlar ise nazar ve kötü ruhlardan kendilerini koruduğuna inanmaktadırlar. “Şahmeran genel olarak bereket ve uğur getirdiğine, iyilik sembolü olduğuna inanılan bir figür olarak karşımıza çıkmaktadır.” (Sökmen ve Balkanal, 2021, s. 417).

10) Bakır üzerine şahmeran rölyefi
Şahmeran figürü günümüzde bakır kaplar, cam altı resimleri, baskı, dokuma, heykel veya taş işlemeciliği gibi birçok el sanatının desen kompozisyonu olarak kullanılmaktadır. Şahmeran resimleri Şanlıurfa’da nazar için, şans ve baht için; daha çok köy evlerinde duvara asılmaktadır. Şahmeran figürleri bez üzerine nakışlarla işlenip asıldığı gibi, ayrıca cam üzerine çalışılmış olanlar da asılır. Günümüzde örnekleri azalmıştır.

11) Evlere asılan çerçeveli cam altı Şahmeran resimleri
HAYVANLARA AİT ÜRÜNLER
Kurban edilen hayvanların kafataslarını asma geleneği, Göktürklerde de 8. yüzyılda görülmüştür (İnan, 1963, s. 3138). Şanlıurfa bölgesinde kırsal bölgelerde evlerin köşesine kuru hayvan kafası asma geleneği devam etmektedir.

12) Kısas’ta ev kapısında hayvan kafası ve terlik
İnanışa göre hayvan kafatası, görülen bir yere asılıp kötü bakışların bu objeler üzerinde toplanarak etkisizleştirilmesini sağlamaktadır. Genellikle üretilen tarımsal mahsulleri kötü bakışlardan korumak için yetiştirdikleri evcil hayvanların kafatasları görünür bir yere genellikle evlerin dışına asıldığı görülür. (Begiç, 2022, s. 179).

13) Sinsile (Fotoğraf: Hamdullah Közcü)
SİNSİLE
Silsile Arapça bir sözcük olup birbirine bağlı, birbiriyle ilgili şeylerin oluşturduğu dizi, sıra anlamının yanı sıra, bilinen en eski atalardan yaşayan torunlara kadar aile sırası anlamındadır. Silsile sözcüğü Urfa ağzında ‘‘sinsile’’ olarak söylenir. Yıllar içinde birçok küçük hatıra malzemenin bir bez üzerine dikilmesiyle oluşan “sinsile”, koruyuculuğuna inanılan, yadigâr olarak nesilden nesile bırakılan tılsımlı ve kıymetli bir esirgeyicidir. “Rivayete göre, Hz. Ali’nin zırhından bir parça olduğuna inanılan sinsile, savaş zırhı parçasının bez üzerine dikilmesiyle oluşturulmuştur. Üzerine yüzük, altın ve gümüşten yapılmış madeni paralar, nazar boncukları, nazar ayetlerinin yazılı olduğu gümüş plakalar, akik taşı, elbise düğmeleri, gümüş kurşunlar, fildişi benzeri küçük hatıra eşyalar da zaman içerisinde dikilerek eklenir. Silsile takısı kuşaktan kuşağa, anadan kıza, eğer kız çocuğu yoksa geline ya da kız torununa aktarılır.” (Közcü, 2018, s. 36).
“Üzerinde taşındığında “sinsile”nin kişiyi koruduğuna inanılır. Doğum yapan lohusalı kadınların koluna, kırk gün boyunca takılan veya yastığının altına konulan sinsile, Urfa’da uygulanan eski bir gelenek olarak kadını kötülüklerden koruma, zarar görmeyi engelleme ve nazarı uzaklaştırma amacı taşır. Sinsile kimde bulunuyorsa, doğum yapan kadının ailesi bu emaneti ödünç alır, kullanır ve kırk günün sonunda üzerine küçük bir hediye ekleyerek sahibine geri teslim eder.” (K.K.2). Ayrıca sünnet olan çocukların da üzerine veya koluna takıldığı görülür. Sinsile yıllarca kuşaktan kuşağa aktarılarak muhafaza edilmiş, ancak günümüzde kullanımı azalmış geleneksel bir uygulamadır.
IV- NAZAR DEĞMESİ SONRASI UYGULANAN RİTÜELLER
KURŞUN DÖKTÜRME
Nazar değmesi sonrasında halk arasında en yaygın uygulama kurşun döktürmektir. Kurşun dökme ritüeli herkesin yapabileceği bir uygulama değildir. Halk dilinde “Ocak” olarak bilinen kişilerin yapabildiği bir işlemdir. “Ocak” olarak bilinen kişi, bu özelliği anne veya babasının “el vermesi,” yani atasından gelen bir aktarımla kazanabilmektedir. Kurşun döktürme geleneği farklı şekillerde yapılabilmektedir. Kurşun dökme işlemi için öncelikle küçük bir metal kapta kurşun ısıtılarak eritilir. Kurşun döktürecek kişi diz üstü oturur ve üzerine bir tülbent örtülür. Kurşun eritilirken şifa niyetine dualar ve anonim sözler okunur. Eritilen kurşun, kişinin üzerinde su dolu bir kaba dökülür ve suyun içinde farklı şekillere bürünür. Kurşun döken ve ocak olarak bilinen kişi Stilize şekillere bakarak nazar edene dair tariflerde bulunur. Kurşunun eritilip su içerisine dökülme işlemi üç kere tekrarlanmaktadır. Nazar değmesi yaşayan kişi bu su ile üç kez yüzünü yıkar ve şifa aldığına inanır. Sonrasında dualı olan su çiçek, ağaç veya ayak değmeyecek bir yere dökülmektedir. Kurşun dökme işlemi yapan kişiye, kurşun döktüren kişi bir hediye verir. Dualarla yapılan kurşun döktürme işlemi genellikle cuma günü yapılmaktadır (Taylan, 2015).

14) Tütsü için kullanılan üzerlik otu / Fotoğraf: S. Kılıç Karatay
TÜTSÜ
Genellikle üzerlik otu, bunun yanı sıra çörek otu, tuz, kuru karanfil vb. kullanılabilir. (Akalın, 1993, s. 257). Halk arasında en yaygın nazardan korunma ritüellerinden biridir.
Doğadan toplanan üzerlik otu tütsüsü genellikle perşembe gecesi veya cuma günü sabahı ezandan sonra dualar okunarak yakılıp dumanı nazar edilen kişi veya evin çevresinde gezdirilmektedir. Nazara yapılan bu tütsü nazar edilmiş olduğuna inanılan hayvanlara da yapılmaktadır. Tütsü yakmak için sadece üzerlik otu değil bazen hac veya Umre ziyaretlerinden gelen özel kokulu tütsü çubukları da kullanılmaktadır. Bu tür tütsü çubukların kutsal yerlerden gelmesi onların önemli ve değerli olarak kabul edilmesidir.
V- DEĞERLENDİRME
İnsanlar geçmişten günümüze kadar hastalık, ölüm, kaza veya kötü bir olaydan kendini korumak adına farklı korunma yöntemlerine başvurmuştur. Nazardan korunmak adına yazılı değil gelenekselleşmiş ritüeller olan nazar boncuğu, at kellesi, at nalı, kaplumbağa kabuğu, üzerlik otu gibi koruyucu tedbirler almış ve nazar değmesine karşı koruduğu düşüncesi yaygınlaşmıştır. Günümüz yaşamında nazar inancının daha çok az gelişen kırsal kesimlerde yaygın olduğu görülmektedir. Örneğin şehir merkezlerinde veya mahalle aralarında site blok duvarları üzerine asılmış at kafası, at nalı, kaplumbağa kabuğu, Maşallah yazısı veya mavi nazar boncuğu görmek pek mümkün değildir. Sosyal ve ekonomik açıdan gelişme gösteren bölgelerde en yaygın nazardan korunma tedbiri olarak “mavi nazar boncuğu”nun kullanıldığını görmek mümkündür. Şanlıurfa’da geleneksel evlerde ve kırsal bölgelerde halen devam eden ve canlılığını koruyan nazara karşı yapılan ritüeller halk arasında önemlidir. Bölgede yaşayan insanlar atalarından kalma bu inanışı devam ettirmektedir.
KAYNAKÇA
AKALIN, Şükrü Halûk. (1993). “Üzerlik”, II. Uluslararası Karacaoğlan ve Çukurova Halk Kültürü Sempozyumu, 20-22 Kasım 1991, Adana, Bildiriler, Adana, Çukurova Üniversitesi Basımevi.
BEGİÇ, H. Nurgül. (2022). “Anadolu Nazar İnancı ve Nazarlıklar”. Hars Akademi, 5, Aydın Uğurlu ve Geleneksel Sanatlar Özel Sayısı, ss. 170-187.
BORATAV, Pertev Naili. (1997). ‘‘100 Soruda Türk Folkloru’’ İstanbul, Gerçek Yayınevi.
BOZKURT İbrahim. (2003). ‘‘Tarih Boyunca Aşiretçilik ve Şanlıurfa Aşiretleri Tarihi’’ İmaj ofset, Adana
ÇIBLAK, Nilgün. (2004). “Halk Kültüründe Nazar, Nazarlık İnancı ve Bunlara Bağlı Uygulamalar”, Türklük Bilimi Araştırmaları (TÜBAR), sayı: 15.
ÇELİK, İsmail. (1974). “Nazar, Nazarlık ve İlgili Büyüsel İşlemler”, Boğaziçi Üniversitesi Halkbilimi Yıllığı.
İNAN, Abdülkadir. (1963). “Nazarlıklar”, Türk Folklor Araştırmaları, Y. 15, C. 8, s. 169, Ağustos.
KILIÇ, Semra ve OYMAN, N. Rengin. (2015). “Şanlıurfa Halk İnançlarında Nazar ve Büyü”, ŞURKAV Şanlıurfa, Yıl: 8, Sayı: 22, ss. 59-64.
KÖZCÜ, Hamdullah. (2018). “Mazide Kalan Bir Geleneğimiz Silsile”, ŞURKAV Dergisi, sayı: 30.
SÖKMEN, S., & BALKANAL, Z. (2021). Anadolu Sanatında Şahmeran Figürlü Örnekler. Uluslararası İnsan Ve Sanat Araş. Dergisi, 6 (3), ss. 417-447.
UYGUR, Hatice Kübra. (2013). “İslam Hıristiyanlık ve Yezidilik Perspektifinde Büyüsel Pratikler: Midyat Örneği” Bilim ve Kültür-Uluslararası Kültür Araştırmaları Dergisi, Sayı: 01, ss. 153-166.
YAŞAROĞLU, M. Kâmil. (2003). “Maşaallah”. İslam Ansiklopedisi. C. 28, s. 103.
Sözlü Kaynaklar
K.K.1: Kamuran. Taylan, 1955, ev hanımı, ilkokul, Viranşehir / Şanlıurfa,
K.K.2: Nermin Kürkçüoğlu, Öğretmen, Şanlıurfa, 02.02.2025 tarihli görüşme.
K.K.3: Mehmet Adil Saraç, Öğretmen, Şanlıurfa, 16.03.2025 tarihli görüşme.