Edebiyatçı-Yazar
Türk Hamamı, batılıların nazarında Osmanlı ya da Türk denildiğinde ilk akla gelen sözcük, hayali dahi kendilerini mutlu eden büyülü bir mekân olarak algılanmış; edebiyatta, sinemada, anılarda ve güzel sanatların hemen her dalında sanatçılara ilham konusu haline gelerek oryantalizmin gizemli dünyasının önemli bir simgesi olmuştur. Bunun içindir ki dört yanı çevrilmiş dışa sağır kalın duvarları ve kubbeli yapısıyla hamamlar; sadece temizlenilen bir yer değil, aynı zamanda “Türk Su Medeniyeti”nin anıtı, toplumsal hayatın vazgeçilmez bir parçası; kurnası, tası, tarağı, lifi, kesesi, peştemalı, futası, havlusu, tellağı, natırı, külhancısı, ağası, efendisi ve beyi ile yaşayan ve kuşaklar boyu aktarılan bir kültürün simgesi olmuştur. Bunun içindir ki “yıkanma, arınma ve şifa bulmaya özgü mekân” olarak kabul edilen hamamlar, bu özelliklerin yanı sıra sosyal ve kültürel etkinliklerin yaşandığı ve yaşatıldığı bir sosyal tesis olarak da hayatımızda önemli bir yer tutmuştur. Tarihimizin Selçuklu ve Osmanlı çağlarında hamamlar hızla artan sayıları ve vücut temizliğini kolaylaştırıcı özelliklerinin yanı sıra, mimari özellikleri ve estetik görünümleriyle de görenleri hayrete düşürür.
HAMAMLARIN BÖLÜMLERİ
Türkiye’de geleneksel mimariye sahip Osmanlı hamamların mimari planları ve bölümlerinde benzerlik görülür. Tamamı Osmanlı döneminde ait Urfa hamamları da Anadolu’nun çeşitli bölgelerindeki hamamlar gibi dört bölümden oluşur:
1) Soğukluk/Soyunma Yeri: Türk Hamamı’nda geniş bir sofa ve çevresinde bölmeli ahşap localardan oluşur. Ortada fıskiyeli bir havuz bulunur. Onun çevresinde ise ”taht” tabir ettiğimiz ahşap sedirler vardır. Kadınlar getirdikleri halıları bu tahtlara yayarak soyunma giyinme olayını gerçekleştirirler. Bazı zengin ailelerin tahtları daima onlar için hazır tutulur. Eğer bu aile geldiğinde taht doluysa boşaltılarak kendilerine tahsis edilir. Bunun dışında soyunma odaları da mevcuttur. “Soyunma locası” diye adlandırılan küçük bölmeler, yıkanacak insanların soyunup giyinmeleri, üşütmeden terlerini kurulamaları ve dinlenmeleri için düzenlenmiş küçük bir alandır.

1) Sultan Hamamı soyunma yeri-1990 Fotoğraf: A. Cihat Kürkçüoğlu
Azami 5 metrekarelik bir alanı işgal eden bu bölmede; yıkanma eyleminde kullanılan tas, sabun, lif, kese, kil, topuk taşı, tüy dökücü ilaçlar ve benzeri temizlik malzemeleri ile havlu ve peştemalların konulduğu bir dolap bulunur. Sıcaklıktan çıkan insanların kurulanma ve ter soğutma işlerini görürken oturabilecekleri ve dilerlerse rahatça uzanacakları dar bir sedir yer alır.
2) Ilıklık Bölümü: Soğukluk bölümünden sıcaklık bölümüne geçilen ara bölümdür. Bu tasarım, bir yönüyle hamamın ısı kaybını önlerken diğer yönüyle mahremiyeti korumaya yöneliktir.
3) Sıcaklık/Yıkanma Yeri: Hamamın ılıklıktan geçilerek girilen esas yıkanma bölümüdür. Sıcaklık bölümü mekânın büyüklüğüne göre değişir. Zemini nahit/mermer döşelidir. Burası da bazı bölümlere ayrılır: Kurna başı denilen herkesin teker teker yıkandığı yer, halvet adı verilen kapalı ve yalnız başına yıkanma hücreleri. Bir de üzerine uzanıp ter dökülen göbek taşı bulunur. Göbek taşı, yıkanma yerinin ortasında mermer kaplı zemininden daha yüksek yapılmış ve dairesel, dörtgen, altıgen gibi çeşitli geometrik şekillerde olabilen yerdir. Buraya oturularak, ya da sırt üstü uzanılarak terlenir ve ardından kurna başına geçilerek yıkanılır. Zemin kotundan 25-30 santimetre kadar yükseklikte taş seki üzerinde “curunlar” (kurnalar) sıcak ve soğuk su musluklarından akan suyu doldurmak için yarım küre biçimli mermerdendir. Curunda biriken suyu dökünmek için hamam tası kullanılır. Müşterileri yıkayanlara erkekler hamamında “tellak”; kadınlar hamamında “kayme” denir. Suyun ısıtıldığı “hazne” (hazine) sıcaklık bölmesinin bitişiğine yerleştirilerek hem suyun soğumadan en kısa yolla kurnalara akması hem de haznede yanan ateşin sıcaklığı ısıtması sağlanır.
4) Külhan/Su Isıtma Yeri: “Külhan” olarak da adlandırılan ısınma yeri, şehir hamamlarında çoğunlukla hamamın altında yer alır. Ateşten yükselen alev ve duman, mermer zeminin altındaki özel yollardan duvar içlerinden geçerek tüteklik adı verilen bacadan çıkar. Külhandaki ocağın üzerinde sıcak su kazanı, onun da üzerinde soğuk su deposu bulunur. Ocağın dip kısmındaki sıcak hava taşıyan birkaç kanal, hamamın yıkanma yerinin ortasındaki göbek taşının altına kadar uzanır. Ocakta yanan odunların tesirli alev ve dumanları, bu kanallar vasıtasıyla göbek taşının altına gider. Bu taşın altındaki karanlık yer çok ısındığından buraya “cehennem” denir.

2) Velibey Hamamı ılıklık/ 1990 (A. Cihat Kürkçüoğlu)

3) Velibey Hamamı’nda yıkanma yerleri-1990 (A. Cihat Kürkçüoğlu)
ARINMA İNANCI VE HAMAM GELENEĞİ
“İnsan vücuduna hizmet etmek isteyen, önce onun ruhuna önem vermelidir.” Türklerin yaşamında hamamlar sadece bir yıkanma yeri değil, daha ötesi sağlık, sosyal ve kültürel etkinliklerin yaşandığı merkezler olmuştur. İnsanoğlunun hayati ihtiyaçlarından biri olan suyun sağlık amacıyla kullanımı, hamam ve kaplıca gibi su mekânlarının yapımına yol açmıştır. Bu yapı türlerinden biri olan hamamlar, insanların özellikle yıkanma ve temizlenme ihtiyaçlarına cevap vermektedir. Bunun yanı sıra hamamlar her dönemde toplumların dini inançları doğrultusunda mimari şekillenme göstermiş ve sosyal yaşantıların bir parçası olmuştur. Hamam sözcüğü; Arapça Hammam=Banyo, İbranice Hamam=Sıcak olmak sözcüklerinden türemiştir. Hamam, kısaca “yıkanma, arınma ve şifa bulmaya mahsus yer” olarak tanımlanabilir.
Anadolu’da hamamla ilgili gelenekler de vardır. Örneğin; “gelin hamamı” ve “güvey hamamı” geleneği, bazı yörelerde bugün de sürdürülmektedir. Düğünden önce gelin, kız arkadaşlarıyla hamama giderek yörenin gelenek ve göreneklerine uygun bir törenle yıkanır. Aynı tören damat için de düzenlenir ve damat da erkek arkadaşlarıyla birlikte hamama gider. Ayrıca bu tür özel törenler dışında da hamamın toplum yaşamında önemli bir yeri vardır. Günümüzde büyük kentler dışında birçok kentte topluca hamama gitmek, yemekli eğlenceler düzenlemek geleneği yaşamaktadır.
GELENEKSEL URFA EVLERİNDE HAMAM
Evliya Çelebi Urfa’daki hamamları saydıktan sonra şehirde ayrıca 75 adet saray hamının olduğundan söz eder ki, bunlar birer saray güzelliğindeki Urfa evlerinin hamamlarından başkası değildir. Urfa’nın avlulu taş evlerinin hepsinde hamam bölmesinin bulunduğunu söylemek mümkün değildir. Ancak varlıklı ailelerle asker veya sivil üst düzey yöneticilerin yaşadıkları evlerde/konaklarda bulunan Evliya Çelebi’nin “saray hamamı” olarak adlandırdığı ev hamamlarından sadece Şahap Bakır Evi (Meclis Evi), Balakzâde Hacı Hafız Ahmet Efendi Evi ve Sakıb’ın Köşkü’ndeki üç örnek günümüze ulaşmıştır. Hayatlı taş evlere özgü hamamlar, yapı malzemesi ve mimari elemanları yönünden geleneksel taş evlerin diğer bölümlerinden büyük farklılıklar göstermez. Konut tasarımında evdeki hamamın yeri belirlenirken hane halkından olmayanların geliş gidiş güzergahlarının dışında bir planlama yapılmasına özen gösterilir. Günümüze ulaşan örneklerde oda içinden veya tandırlık/mutfak içinden girilen bölümlerdir. Hamam bulunmayan evlerde, odalara açılan ve dışarıdan bakıldığında kapaklı bir dolabı çağrıştıran çimecek/gusülhaneler de görülür. Gerekli sıcak su dışarıda, tandırlıkta veya odayı ısıtan mangalın üzerinde ısıtılarak bir kova içinde gusülhaneye taşınır. Çimecek bulunmayan evlerde boy abdesti ve günlük temizlik, gedemeçlerde veya tandırlıkların (mutfak) uygun bir köşesinde yapılır.
URFA’DA ÇARŞI HAMAMI KÜLTÜRÜ
XVII. Yüzyılın ikinci yarısında Urfa’yı ziyaret eden Ünlü Seyyah Evliya Çelebi, Seyahatname’sinde: Urfa’da herkese açık 8 hamam bulunduğu bilgisini vererek, “Paşa Hamamı, Samsad Kapısı Hamamı, Hacıbey Hamamı, Cıncıklı Hamam, Arasta Hamamı, Muharrem Hamamı, Keçeci Hamamı ve Meydan Hamamı”nın adlarını verir.
Bu hamamlardan sadece Arasta (Arasa) Hamamı, Cıncıklı Hamam ve bugünkü Sultan Hamamı bitişiğindeki keçeci esnafının keçe pişirmek amacıyla kullandığı Keçeci Hamamı günümüze ulaşmıştır.
Evliya Çelebi’nin sözünü ettiği hamamlardan başka çeşitli kaynaklarda İbni Makdul Hamamı(1), Mencek Hamamı, Karaburç Hamamı(2), Danakovan (Danakvan) Hamamı(3), Haliliü’r-Rahman Hamamı(4), Ayaklı Hamam(5), Kuloğlu’nun Hamamı(6) adları geçmekte olup bunlardan günümüze ulaşan olmamıştır.

4) Velibey Hamamı’nın dış görünümü-1990 (A. Cihat Kürkçüoğlu)
Bugün Urfa’da Veli Bey Hamamı, Sultan Hamamı, Keçeci Hamamı, Vezir Hamamı, Cıncıklı Hamam, Eski Arasa Hamamı, Serçe Hamamı, Şaban Hamamı ve Kızlar Hamamı(7) adlarında dokuz adet hamam bulunmaktadır.
Anadolu’nun birçok yerinde olduğu gibi Şanlıurfa, Diyarbakır, Gaziantep ve civar şehirler hamam sayısı ve hamam kültürü açısından ülkemizin en zengin şehirlerindendir. Eski Urfa, Antep ve Diyarbakır, Mardin evlerinde çoğunlukla banyo olmadığı için insanlar yıkanmak için hamamlara gider ve bu gidişler bir festival havası içinde gerçekleşirdi.
İnsanlar Şanlıurfa’da hamama gitmek için çeşitli fırsatları kollarlar ve değişik sebeplerden dolayı hamama giderlerdi. Bunlar; dermen/derman hamamı, gelin hamamı, damat hamamı, doğdu hamamı, adak hamamı ve hamamda kız beğenme olarak sıralanabilir. Dermen hamamında “dermen” denilen Urfa çevresine has bir ilaç yapılır. Bu ilaç neredeyse her derde deva bir ilaçtır. Romatizmal hastalıklar için eklemlere sürülebilen şifa verici bu ilaç, gerektiğinde hanımların saç dökülmesi-saç kıran hastalıklarını tedavi etmekte de kullanılır.
Hamama giden insanların hamamda yıkanma programları da terleme ve keselenme, birinci su ile yıkanma, hafif yiyecekler yeme ve ikinci su ile yıkanma aşamalarından oluşur. Hamama gidildiğinde bütün gün kalınacağından hamam eşyalarının yanı sıra yemek için malzemeler de hamama götürülürdü. Hamamda yemek için özel bir menü olmaz, gidenlerin durumuna ve mevsime göre değişiklik gösterirdi. Genelde hamamda çiğ köfte, döğmeç, mercimekli köfte ve benzerleri yapılır ve bunun için de köftelik malzeme götürülürdü. Ayrıca lolaz piyazı, karpuz ve üzüm hamama götürülen yiyeceklerdir. İnsanlar birinci su ile yıkandıktan sonra artık yemek zamanı gelmiştir. İnsanlar dış avluya çıkarak halıların veya kilimlerin üzerine oturup evden getirmiş oldukları yiyecekleri birbirlerine ikram ederler.
KADINLAR HAMAMI
Hanımlar, evlerinde “hamamlık-çimecek” bölümü bulunsa bile 15 günde bir umuma açık hamamlara gitmeyi adet haline getirirler. Hamam hazırlığı bir gün önceden başlar. Hamama götürülecek bohça ve bohçaya konulacak futa takımları, peştamallar, iç çamaşırları ve giysiler, özenle, gayet derli-toplu bir biçimde hamama gidilecek günün gecesi hazır hale getirilir. Bohçalar ya “natır”lar (hamamın kadın görevlisi) tarafından hamam saatinden birkaç saat önce taşınır ya da evin bohçayı taşıyabilecek yaştaki kızlarından birisinin sırtına çaprazlamasına bağlanır, hamam halısı bohçanın üstüne atılarak hep birlikte gidilir. Hamama taşınanlar bir bohçayla sınırlı değildir. İçinde temiz iç çamaşırları ile giysilerin yer aldığı ikinci bir bohça daha vardır. Tarak, sabun, kına, kese, lif gibi araç-gereçler, kildan (kil kutusu) ve diğer malzemeler hamam leğenine doldurularak bir başka çocuğun eline verilir. Natırlar soğukluk, kaymeler sıcaklık bölmelerindeki müşterilerinden kimi nereye oturtacaklarını bilir; o gün hamama geleceğini haber veren veya bohçasını gönderen müşterisini her gelişlerinde kullandıkları locaya veya tahta yerleştirmek için gereken önlemleri alır; sıcaklık bölümünde de müşterilerinin her zaman yıkandıkları kurnayı ve sekiyi boş tutarlar.
Urfa’da kadınlar hamamının hengâmesi, dış kapıdan içeri adım atar atmaz “natırlar”ın yanlarında yaşıtlarına nazaran erken gelişmiş, 6-7 yaşındaki iri kıyım çocuklarını da getiren anneleri “hoş geldiniz, sefalar getirdiniz” diye karşılamadan önce eğlenceli bir şekilde “haftaya babasını da getir hanım!” sözüyle uyarmalarıyla başlar bazen. Alaylı bir şekilde büyük erkek çocuğunun bir daha getirilmemesi gerektiğini belirtirler. Bu yaştan sonra erkek çocukları babalarıyla birlikte hamama gitmeye başlarlar. Kimi zaman zılgıtlarla karşılanır; eli açık ve bahşişi bol hanımlar. Bazen de bir yakınını toprağa verdiği için uzun süre hamama ayak basmayan kadınlar ağıt ve gözyaşlarıyla karşılanır kapıda.
Soğukluk bölümüne girildiğinde natırların hatırlı müşterilerinin evlerinden toplayarak getirdikleri yıkanma araç ve gereçleri localara veya tahtlara açılan renk renk, desen desen halılar, kilimler serilerek üzerinde göz nuru alın teri işlemelerle zenginleştirilmiş süslü bohçalar açılır. Birinin içinde “futa” adı verilen boy boy, takım takım havlular; diğerinde lavanta ve sabun kokan pırıl pırıl iç çamaşırlar, giysiler… Urfalıların “haphap” diye adlandırdıkları sedef takunyalar ve ayna gibi parlayan kalaylı hamam leğenleri.
Hamamın en gösterişli ve her yerden görünen yerinde zeytin dalları ve mevsim çiçekleri ile bezeli bir tahtın dört köşesine dört mum dikilir ve mumları yakmak için hatırlı müşterinin hamama girmesi beklenir.
Börek, yuvarlama, aya köftesi veya içli köftenin haşlanmışı olan “dolmalı köfte” yanında, hazır el değmişken evden çıkmadan hazırlanmış malhutalı/mercimekli, yumurtalı veya yağlı köfte ve hatta kısır, zeytinyağlı dolma pek gitmez; ama etli yaprak sarmasının tadı bir başkadır. “Semsek, ağzı açık ve ağzı yumuk” da olabilir. “Dost var düşman var” diyerek kimse kuru bulgur aşı/pilavı koymaz hamam kazanlarına. Sonra mevsim meyveleri ve yine çeşit çeşit tatlı, reçel, peynir, zeytin, tahin helvası, bal ve pekmez. Şişeler dolusu buz gibi ayran, meyan, gül veya dut şerbeti…
Sıcaklık bölümüne bakıldığında soğukluk bölümündekinden daha ilginç manzaralar görülür. Göbek taşına oturmuş görümcesinin sırtını keseleyen kurna başında eltisinin başını yıkayan, kayınvalidesinin veya annesinin saçlarına kına yakan, çocuklarını veya kardeşlerini lifleyen her yaştan kadınlar, kızlar… Kimi zaman sıradan dedikoduların fısıltıları, arada bir sıcak sudan “yandım” diye çığlık atan çocukların yaygarası… Kimi zaman da,
Ayrılık ateşten bir ok
Nazlı yardan hiç haber yok
Benim derdim herkesten çok
Ben nasıl yanmıyam dağlar
Diyerek ağlayan sözlü veya nişanlı genç kızlarla gelinlerin yürek yakan sesleri.
Urfa Ağzı’nda “hücre” olarak da adlandıran “halvet” olarak da anılan hamamın sıcaklık bölümünün içinde yer alan özel bölmede küçük bir düğün olur sanki. Hamam leğenine inip kalkan el ve parmaklarla tutulan ritme ayak uydurarak gerdan kırıp göbek atanlar… Detone sesleriyle ancak hamamda şarkı söyleyebilen kadınlar korosu:
Bir dalda iki kiraz / Biri al biri beyaz
Eğer beni seversen / Mektubunu sıkça yaz
Sallasana sallasana mendilini
Akşam oldu göndersene sevdiğimi
Her “sallasana” deyişte sallanan göbekler, titreyen omuzlar, kırılan dizler ve bazen rastgele figürler… Bir de göbek taşında veya kurna başında gözleri radar gibi fıldır fıldır dönüp gördüklerini ve duyduklarını akıllarına fazlasıyla kaydeden aracı kadınlar, çöpçatanlar. Evlenecek yaşa gelmiş evlatlarına eş arayan annelere, ablalara kız beğendirmeye çalışan dügürçı vekilleri. Hamama gelen hemen herkesi, kimin nesidir, hangi başın fesidir bilen; gelinlik yaşa gelmiş kızların yedi sülalesini sıralayan dilleri tatlı mı tatlı, yüzleri güleç mi güleç, gezegen mi gezegen arabulucu kadınlar…
Tarihin her döneminde ve dünyanın her yerinde hamamları erkekler inşa etmiş; sefasını sürenler ve keyfini çıkaranlar hep kadınlar olmuştur.
Diğer bir deyişle; kadınların toplandığı, yıkandığı, güzelleştiği, sohbetlerin yapıldığı, eğlenceli saatlerin yaşandığı, erkek annelerinin oğullarına kız beğendiği, konu-komşuya mahalleliye ve tüm şehre dair haberlerin alınıp verildiği yer olan hamamlar erkeklerden ziyade kadınlara sıcak gelmiştir.
Kadın hamamında iki kez su akardı. Sıcaklık bölümünde bir süre su akıtılmaz, o arada müşterilerin terlemesine ve keselenmelerine imkân sağlanırdı. İlk su akınca herkes saçını başını yıkar, keseyle vücudundaki kirleri çıkarırdı. İki su arasında getirilen yiyecekler ve çerezler yenilir, dışarıdan veya varsa hamamcıdan satın alınan meşrubatlar ile serinlenir ve yeniden sıcaklık bölümüne geçilirdi. İkinci suyun akmasıyla sıcaklık hareketlenir. Bütün müşteriler ikinci kez tepeden tırnağa yıkanır, liflenir ve futalara sarılarak soğukluk bölümüne geçer, teri soğuyana kadar dinlendikten sonra kurulanıp giyinmeye başlarlardı. Son etapta kirli çamaşırlar, hamam araç ve gereçleri getirdikleri bohça veya leğene yerleştirilerek getirenlere teslim edilirdi.
Hesap ödenmeden önce, “sağlık hemamiyız olsun” dilek ve duaları ile locanın kapısına veya tahtın yamacına dayanan natır ve kaymelere, ilgi ve hizmetlerinin ödülü olarak bahşişler verilir. Hamamcıya kişi başı hesaplanan ücret ödendikten sonra hamam sefası biter, cefası başlardı. O akşam ve gece çocuklar erkenden uyuyakalır, hanımlar hiçbir işe elini sürmeden yataklarına uzanırlar.
Kadınlar hamamı belirli mevsimlerde sık sık özel müşterilere hizmet verir. “Doğdu Hamamı” ise çok özel eğlencelere sahne olur. “Kıza bakma hamamı” çok ilginçtir. Beğenilen ve istenmesi amaçlanan kızın ailesi onları tanıyan başka bir aile tarafından hamama davet edilir. Oğlan evi de orda bulunur. İstenmesi amaçlanan kızı, oğlan evinin ailesi yıkanma esnasında bir kusur olup olmadığını fark ettirmeden incelerler. “Bayram Hamamı”, hem kadınlarda hem erkeklerde bayramdan önce herkesin gittiği hamamdır.
GELİN HAMAMI
Evliliğin on beşinci gününe tesadüf eden ya da bir gün önce ve sonrasına denk düşen çarşamba veya cumartesi günlerinden birinde, damat tarafı bütün dost ve akrabaları ya bizzat çağırarak ya da natır aracılığıyla haber salarak hamama davet eder.
Geline, baba evinden çeyiz olarak verilen hamam takımları bir bohça içerisinde getirilir. Gelin hamamı, her hamam da yapılmaz. 1950’li yılların sonlarına kadar hanımların gözdesi, şimdi yerinde yeller esen Yıldız Hamamı idi. İnanışa göre Yıldız Hamamı’na giden gelin kocasına parlak, alımlı, yıldız gibi görünür. Tercih edilen bir başka mekânsa Cincıklı Hamam’dı. Bu hamamda yıkanan gelinin kocasına cincık gibi görüneceğine inanırlardı.
Hamamcılar, gelin hamamı töreninin yapılacağı gün başka ücretli müşteri kabul etmezler, sadece davetlileri ağırlar ve bütün masrafları da “oğlan evi”nden tahsil ederlerdi. Hamamda bulunan bir tahtın üstüne halılar, halıların üstüne minderler serilir; sergilerin üstüne el işlemeli beyaz örtüler yayılır. Hamama davet edilen bütün misafirlere damat tarafından yaptırılan yemek, çerez, meyve, meşrubat ve tatlılar ikram edilir. Ayrıca “damat evi” tarafından evde hedik hazırlanarak hamama getirilir. Gelin ise misafirlerden sonra yıkanıp giyinir ve kendisi için hazırlanan yerde oturur. Zeytin dalları ile süslenmiş olan tahttaki mumlar yakılır. Türküler söylenir, karşılıklı mânilerle esprili atışmalar yapılır, çiftetelli ve benzeri oyunların ardından gelini kutlayan misafirler hamamdan ayrılırlar. Bohçayı getiren natır ve gelini yıkayan, bohçasını açan kaymelere hamamdan ayrılırken bol bahşiş verilir.
DOĞDU / KIRK HAMAMI
Doğdu Hamamı bebeğin dünyadaki 40’ıncı günü yapılır ki, bu törenin bir diğer adı da “Kırk Hamamı”dır.
Gelin Hamamı’nda olduğu gibi yine yakın akrabalar, arkadaş ve dostlar çağrılır. Davetlilere yiyecek ve içeceklerin yanı sıra leblebi tozu ikram edilir.
Sadece ‘doğdu hamamı’nda kullanılan ve iç çeperinde ayetler yazılı “Kırk Tası” ile anne ve bebeği kırklanır.

5) Hamamın yıkanma bölümü (Dijital görsel: Mustafa Akgül)
ERKEKLER HAMAMI
Urfa’da hamamların geceleri, erkeklere özgüdür ve ayrı bir alemdir. Erkekler, genellikle yatsı saatlerinden ertesi günün kuşluk öncesine kadar umuma açık hamamları kullanabilirler. Gerek Urfa ve gerekse taşra şehirlerinde günün 24 saatinde çarşı hamamı olarak adlandırılan ve sadece erkeklerin yıkanmalarına mahsus erkek hamamlarına günümüzde pek rastlanmaz.
Özellikle; içinde birden fazla ailenin barındığı ve ayrı hamamı veya odalarında “çimecek” bölümü bulunmayan evlerde yaşayan erkekler, sabah ezanının okunacağı saatlere doğru sessizce çarşı hamamının yolunu tutar; ya tepeden tırnağa vücut temizliğini yapar ya da gusül abdesti alır, sabah namazını hamamın soğukluk bölümünde eda ederler. Arkasından işlerinin başına giderek ruhen ve bedenen temizlenmiş olmanın huzuru içinde yeni bir güne başlarlardı.
Yıkama eylemi için gerekli her şey hamamcı tarafından karşılanırdı. Kadınlar gibi evlerinden veya dışarıdan futa/havlu, peştamal, hamam leğeni, tas, sabun, kese, lif, bohça, sergi getirmezlerdi. Beraberlerinde yıkandıktan sonra giyecekleri iç çamaşırlarını getirmeleri yeterliydi.
Erkekler, aile bireyi hemcinsleri dışında hiç kimseye kese, lif yaptırmaz; saçlarını veya vücutlarını yıkatmazlardı. Bu işleri çevrenlerinde pervane gibi dönen tellaklara bırakır; kimselere elletmedikleri bedenlerini, göbek taşında keseciye, kurna başında da tellaklara teslim ederlerdi. Müşterilerinin yıkanma eylemini hangi sırayla ve ne zaman yapılacağına tellaklar karar verirlerdi. Hamamlarda göbek taşı; terleyerek vücut yumuşatmanın yeri olduğu kadar hoş sohbetlerin mekânı, herkesi ilgilendiren sorunların konuşulup tartışıldığı bir platformdu. Deyim yerindeyse; 1970 öncesine kadar nüfusu 50 binlerde seyreden Urfa’ya dair, hiçbir gazetede yer bulamayan yerel haberler, göbek taşı veya kurna başı sohbetlerinde dillendirilir, yorumlanır, “işin icabının” ne olacağı tartışılır, önlemler ve çareler aranırdı.
Yıkanma işlemi bittiğinde müşterisini Urfa ağzında “futa” olarak adlandırılan ve mis gibi sabun kokan üç parça havlu ile sarıp sarmalamak, soğukluk bölümüne geçtiğinde saçlarını kurulamak, alnına masaj yapmak, giyinirken ceketini tutmak, ayakkabılarını parlatmak, suyunu ve kömür ateşinde demlenen tavşan kanı “kaçak çayı”nı yetiştirmek, tellakların asli görevlerindendi.
GÜVEYİ HAMAMI
Erkeklerde, “doğum” ve “gelin” hamamı diye adlandırılan adetlere benzeyen “Güvey-Güvegi Hamamı” geleneği vardır. Bu gelenek hamamların birer birer kapandığı günümüzde bile Urfa gibi Anadolu’nun birçok yöresinde hala bütün canlılığı ile yaşanmakta ve yaşatılmaktadır.
Güveyi/damat, gerdeğe girdiği gecenin sabahında ve erken saatlerde akraba ve arkadaşları tarafından evinden alınarak hamama götürülür. Güveyi hamamından önceden haberi olan hamamcı, damadın ailesinin sosyoekonomik statüsüne göre değişen bir tören hazırlar. Soğukluk bölümünde damadın oturacağı, zeytin dalları ve çiçeklerle süslü bir taht hazırlar, hamama davet edilen misafirler yıkanıp çıktıktan sonra damat da yıkanarak yine bu tahtta oturtulur. Arkadaşlarının ve o anda hamamda bulunan diğer müşterilerin ve hamam çalışanlarının kutlamalarını kabul eder.
Damadın arkadaşlarından biri, “Hamam yemeğini ben yapayım” diyerek hamama gelen misafirleri yemeğe davet eder. Yemeği yapan kimsenin evinde toplanılır ve yörenin yemeklerinden olan mevsimine göre patlıcanlı, domatesli, elmalı, yoğurtlu kebaplar hazırlanır. Üstüne de tatlı olarak yine kadayıf, baklava veya benzeri tatlılar ikram edilir. Yemekten sonra arkadaşları ve yakınları, damadı evine götürür; kendileri de işlerinin başına dönerler. “Gelin” ise aynı gün kocası başta olmak üzere kayınbabasına, kaynanasına, kayınına, görümcesine çeşitli hediyeler verir. Bu etkinliğe de “çeyiz günü” denir.
HAMAMDA EĞLENMEK
Hamam keyfi de derler Hamam sefası da. Sergilenen etkinliklerin genel adı hamamda alem yapmak, bazen de felekten bir gece çalmaktır. Televizyon ve benzeri iletişim araçlarının bulunmadığı yıllarda hamamlar, yetişkin erkeklerin ve buluğ çağındaki erkek çocuklarının yıkanma veya gusül abdesti alma yeri değildi sadece. Bu işlevlerinin yanı sıra aynı zamanda erkekler için yenilip içilen, türküler hoyratlar söylenen birer eğlence merkezi idiler. Uzun kış gecelerinde yatsı namazını müteakip başlayan “hamam keyfi” ya da “hamam sefası” ritmini aksatmadan sabah ezanına kadar devam ederdi. Hamam Keyfi’nin olmazsa olmazı çiğköfte için; kalaylı bakır leğen, yeteri kadar bulgur, et taşında tokmakla dövülerek macun haline getirilmiş çiğköftelik et, “frenk suyu-domates salçası”, “isot reçeli/biber salçası” evde yapılmış acı isot, tuz, biber, çeşit çeşit baharatlar… Çiğköftenin hışırı/takısı kuru ve taze soğan, maydanoz, nane, kuzu kulağı, su yarpuzu, hardal, domates, has/marul ve sair mevsim yeşilliği ıslatılarak yumuşatılmış sac ekmeği ve portakal, elma, nar gibi mevsim meyveleri. Bir de Urfa’nın en ünlü sütçülerinden mesela, Şığisgil’den ısmarlanmış ağzına kadar dolu bir sıtıl kerpiç gibi koyun yoğurdu. Kömür ateşinde demlenen tavşankanı çay. Ve ha geldi ha gelecek diye yolu gözlenen tepsi tepsi peynirli kadayıf veya oracıkta yapılan peynirli un helvası… Çerez niyetine yenen bastık, çekçek, kesme, sucuk ceviz, kuru üzüm, fıstık. Bu arada takunyaların ritmine ve kurnalara dolup boşalan suyun ezgisine kulak kabartarak mırıldanan bir türkü belki de. Hem de bulunulan mekânın adına ve şanına yaraşır sözleriyle:
Gidecağam hamama / Demeyin kaynanama
Aslı bahçacı kızı; / Benden ister şamama
veya
Ey hamamcı hamamiya güzellerden kim gelir
Ne bileyim ben efendim günde yüz bin can gelir
Ardı sıra halayıkları, önde bir sultan gelir.”
Diye üçüncü oktavdan okunan bir uzun hava!
Hemen arkasından ahlar, oflar eşliğinde sökün eden gençlik hatıraları. Aşka dair darbı meseller, kıssalar, hikâyeler… Yunus’tan, Mevlana’dan, Fuzuli’den ve Nabi’den buram buram ilahi âşk ve sevda kokan dizeler, beyitler ve dörtlükler… “Çiğköfteden önce iyi gider” diyerek istenilen ve bin bir nazın ardından okunan bir gazel:
Bende Mecnun’dan füzun âşıklık istidadı var
Aşık-ı sadık menem Mecnun’un ancak adı var
Bir başka köşeden, belki kurna başından belki göbek taşından yükselen Yaşar Nezihe Hanım’ın mısraları:
Aşkım ebedidir erecek sanma zevale
Dönsem elem-i kahrı firakınla hilale
Bigâne-i gamdım seni görmeden evvel
Ettin eğlencemi bugün feryat ile nale
Arada bir ortaya atılan; “ne olacak bu memleketin hali” gibi malum ve meşhur suallere verilen cevaplar başlayıp yaşa-başa ve sıraya saygı ekseninde koyulaşan sohbeti kesmek, lafın arasına girmek kimsenin haddi değildir. Ancak “Çiğköfte hazır!” haberiyle akan sular duruverir anında. Sohbete de musikiye de birkaç lokmalık es verilir. İki su arasında denk getirilen bu haberle birlikte hamam keyfini düzenleyen sadece kendi arkadaşlarını değil, hamamda bulunan bütün müşterileri ve çalışanları “Buyurun arkadaşlar, beraber yiyelim” diyerek soğukluk bölümüne davet eder. Sofraya konulan her ne varsa son zerresine kadar yenilir, içilir. Bahşişi topladıkları gibi sofrayı toplamak da tellaklara düşer.
İkinci suyun akıtılması ile birlikte yeniden sıcaklık bölümüne geçilir. Bir yandan ikinci kez yıkanılıp liflenirlerken bir yandan da yeni sohbetlere yeni başlık açılır. Yıkanma işlemi bitenler havluya sarılarak soğukluk bölümünde dinlenir ve giyinip arkadaşlarını bekler. Hamamcıya ücretler ödenir tellaklara bahşişler dağıtılır ve hamam sefası tamamlanır.
GÜNÜMÜZDE HAMAM KÜLTÜRÜ
Hamama gitme geleneği azalmış olmasına rağmen günümüzde halen yaşatılmaktadır. Tarihi hamamların bir kısmı restore edilip farklı işlev verilmiştir. Tarihi hamamlardan Serçe Hamamı halen erkeklere ve bayanlara hizmet vermektedir. Ayrıca halk arasında “Müsbah/Misbah” olarak adlandırılan on adet civarındaki modern hamamlarda gelenek az da olsa yaşatılmaktadır.
Yukarıda adlarını verdiğimiz toplam 20 adet hamamdan günümüze ulaştığını belirttiğimiz 9 adedinden sadece Serçe Hamamı yıkanma amaçlı kullanılmakta olup Velibey Hamamı kumaş satan esnafa tahsis edilmiş bulunmaktadır. Şahıs mülkiyetinde olan diğer 7 adedi ise harap bir halde yıkıma terkedilmiştir. Her apartman dairesinde banyo olması nedeniyle artık yıkanma amaçlı olarak tercih edilmeyen bu tarihi hamamlar kamulaştırılarak restore edildikten sonra sosyal ve kültürel işlevlerle yaşatılabilir.
SON NOTLAR:
1) Bey Kapısı’nda Mahmutoğlu Kulesi kuzeyinde yer alan bu hamamın günümüze ulaşan bazı bölümleri Kent Müzesi olarak kullanılmaktadır. Bey Kapısı Hamamı olarak da bilinmektedir.
2) Kaynaklarda Harran Kapı Mahallesi’nde olduğu kayıtlı olup Hızanoğlu/Karaburç Mescidi’nin doğusundaki Cıncıklı Hamamı’n diğer bir adı olması ihtimali vardır.
3) Eski Urfa Mevlevihanesi’nin batısına bitişik olduğu bilinmektedir.
4) Halilü’r-Rahman Gölü doğusunda, bugünkü Amfiyatro’nun yerinde olduğu bilinmektedir.
5) Sarayönü semtine adını veren Osmanlı Hükümet Sarayı’nın kuzeyine bitişik imiş.
6) Kaynaklarda Saraçlar Çarşısı civarında olduğu belirtilmektedir.
7) Şaban Hamamı’nın genç kızlar için tahsis edilen bölümü olup günümüzde oldukça harap bir haldedir.