Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi
Eğitim Fakültesi Türkçe Eğitimi ABD
KÖY ODALARI ve İŞLEVİ
Şanlıurfa köylerinde kahvehane yoktur. Köyün ileri gelen ailelerinin beylerinin veya muhtarların konuk ağırlamak, akşamları sohbet etmek, köyde hayatı olumsuz etkileyen olay, durum ve sorunları konuşmak ve çözmek için olgun ve akıl sahibi insanların, dost ve akrabaların toplandıkları köy odaları vardır. Köy odalarına divan veya meclis de denilir ve bu yerler genellikle sahibinin veya aşiretin adıyla anılır. Örneğin Seyyalelerin, Ubadelerin, Gacarların, Davudilerin, İsavilerin, Cumeylilerin, Şihanlıların, Baydillilerin, Bucakların ve İzolların odası olarak aşiret veya oymakların adıyla anılır. Son yıllarda bu odalar aşiretin veya oymağın adından çok aşiret veya oymak reisinin, başkanının adı veya aşiretin soyadı ile Gündoğanların, Özyavuzların, Yılmazların, Akayların, Cevherilerin ve Bucakların odası gibi adlarla da anılmaktadır.
Köy odaları, sahibi olan aşiret veya oymak beyinin oturduğu evden bağımsız, müstakildir fakat denetimi, gelip gitmesi için evine çok yakın yerlerdir. Bu odaların genişliği 100 ila 200 metrekare arasında değişebilmektedir. Son yıllarda nahit taştan yapılan müstakil avlulu evlerin içinde bulunan bu odalar, çok katlı ve betonarme binaların giriş katlarından birisinde ayrı bir bölüm olarak da tasarlanabilmektedir fakat bu odaların girişi ana binanın girişinden farklı yapılır. Odaya gelenlerle ana binaya gelenler birbirlerini görmeyecek şekilde tasarlanır böylelikle ana evin mahremiyeti sağlanmış olur. Bu odaların kendi içinde mutfağı, banyosu ve tuvaleti vardır. Son yıllarda yapılan odaların bazılarında kadınlara has ayrı bir oda da bulunmaktadır. Köy odalarının masrafları aşiret reisi veya oymak beyi tarafından karşılanır.
Köylerde kahvehane olmadığı için bu odalar aynı zamanda köyün ileri gelenlerinin toplanma, sohbet etme merkezidir. Odalara gelen misafirlere çay ve kahve olarak mırra denilen acı kahve ikram edilir. Uzaktan gelen misafirlere yemek de ikram edilir, gece yatıya kalırlarsa da bu odada yatırılırlar. Odanın, çay ve kahve hazırlayıp sunan bir hizmetlisi de vardır. Konukların çok olduğu özel günlerde barış, bayram, taziye ve düğün gibi törenlerde odanın hizmetlisine aşiretin gençleri gönüllü olarak yardım ederler. Konuklar giriş kapısında ayakkabılarını çıkardıktan sonra kolay giysinler diye gençler, ayakkabılarının yönünü dışarıya doğru çevirir, onları sıraya dizerler, içeride de konuklara su, çay ve kahve olarak mırra, yemekzamanın gelince de sofraları serer ve yemek ikram ederler, odanın temizlik işlerinde hizmetliye yardımcı olurlar.
Kahve tiryakisi olanların evde kahvesi bitince odaya özellikle kahve içmeye gelirler. Bununla ilgili meşhur bir fıkra da anlatılır:
Kahve tiryakisi bir adam her gün başka köyden odaya uğrar, mutlaka kahve içermiş. Odanın beyi bu adamın gerçekten tiryaki olup olmadığını anlamak istemiş. Kahve yapan odacısına bu adam için ayrı bir kahve yapmasını fakat kahveye biraz arpa koyup öyle pişirmesini söylemiş. Odacısı arpa ile pişirilen kahveyi büyük cezveden süzdükten sonra küçük mırra cezvesine koymuş. Adam o gün yine odaya kahve içmek için uğramış, ona kahve ikram etmişler. Adam kahvesini içtikten sonra odanın beyinden gitmek için müsaade istemiş ve topallayarak kapıya yönelmiş. Odanın beyi, “Hayırdır neyin var?” deyince adam da “Kahveyi çok içtim galiba, ondan topallıyorum.” diyerek arpayı çokça yediği için topallayan atlara gönderme yapmış. Böylelikle hem oradakileri güldürmüş hem de ona yaptıkları nüktenin farkına vardığını anlatmış.
Odalar, aynı zamanda köylerde sosyal hayatın getirdiği sorunların çözüm merkezidir. Köyde bazen aynı aşiret üyeleri bazen farklı bir aşiret veya köyden insanlar arasında yaşanan tarla sınır ihlalleri, su veya sulama sırası ve süresi davaları, hayvancılık ve hayvan otlatma alanlarından kaynaklanan davalar, yaşanan kazalar sonucu oluşan can ve mal kayıplarından doğan davalar, boşanma davaları veya ticari anlaşmazlıklardan doğan davalar burada örfi ve şeri hükümlere göre bir karara bağlanır.
Halk arasında, bu tür davaları çözmek için taraflarını bir araya getirerek görüşme ve karara bağlama işine, talba, mutalebe veya talbaya gitmek denir. Bu tür anlaşmazlıkları dava etme ve karara bağlama “oda beyi”nin himayesinde ve hakemliğinde bazen de örfi ve dinî açıdan arif birkaç kişinin hakemliğinde olur. Oda beyi şayet hem dinî hem de örfi kurallarda yetkinse bazen davalıları dinledikten sonra konu hakkında, her iki davalının şahitleri veya birlikte getirdikleri yakınları huzurunda kendisi davayı karara bağlar. Talbada alınan kararın uygulanmasını aşiretin beyi veya her iki aşiretin beyleri birlikte takip eder. Kararın yerine getirilmesi için her iki taraftan davalılar dışında sözü geçen birer kefil gösterilerek alınan kararın yaptırım gücü artırılır. Köy odaları, bu işlevleriyle halk için birer örfi karar mercisidir. Köy odaları aracılığıyla aynı veya farklı aşiretten insanlar arasında yaşanan sorunlar büyümeden, yerinde ve hızlı çözülür, böylelikle bazen odanın bulunduğu köyün içinde bazen komşu köyler arasında adalet, barış ve huzur tesis edilmeye çalışılır.

1) Urfa Kırsalında bir köy odası
Bu odalar savaş yıllarında Şanlıurfa’nın düşman işgalinden kurtuluşu için halkı bilinçlendirmek için silahlı mücadelenin küçük karargâhları dahi olmuşlardır. Şanlıurfa, Gaziantep, Kahramanmaraş gibi illerde düşmanla mücadele kararlarının alınması ve harekete geçilmesi bölgenin ileri gelenlerinin bu odalarında olmuştur.
Köy odaları, hayvancılık ve ziraat alanında yeniliklerin köylülere anlatılması ve benimsenmesi için önemli görevler üstlenmiştir. Ayrıca sağlık alanında şehirden gelen görevlilerin uğrak merkezi, çocukların aşılandığı, nüfus sayım memurlarının konakladığı yer, resmî her türlü evrakın bırakıldığı ve sahibine teslim edildiği merkezdir. Köyden şehre insanların göç etmesi ile birlikte bu köy odalarının işlevini şehir, ilçe veya köy adına kurulan dernekler almıştır. Şanlıurfa merkezi, ilçe ve köylerinde belediyelerin mahallelerde kurduğu taziye evleri, cenazelerde bu görevi üstlenmiştir. 2000’li yıllardan sonra aşiret veya oymakların şehirlere taşınan üyelerini denetlemesi, siyasal anlamda tercihlerine yön verme gücü giderek zayıflamıştır.
AŞİRETLERDE TÖRENLER VE TOPLU YEMEKLER
BARIŞ SAĞLAMA VE YEMEĞİ
Barış yemeği, kan davasının sona erdirilmesi için aşiret reisleri ve akil insanlar ile yapılan görüşmelerden sonra yapılır. Kaza veya husumet sonucu yaşanan cinayetlerin kan davasına dönüşmemesi, başka insanların ölmemesi için bölgenin aşiret reisleri ve kanaat önderi denilen bilge, hatırı sayılır akil insanları toplanıp davalı her iki aşiretin reisi ve beyleri bir araya getirilir. Barış toplantısı aracı olan tarafsız ve her iki taraf için hatırı sayılır bir beyin, reisin odasına taraflar ve bu olaya tanık olacak kanaat önderi akil insanlar davet edilir. Her iki tarafı yumuşatmak için kan davası gütme ve kan dökmenin cezası Kurân’dan ayetler (Bakara, 178; Nisa, 92; Maide, 45) ve hadisler okunarak anlatılır. Cinayetlerin kan davasına dönüştürülmesinin dinen yasaklandığı hatırlatılır. Cinayetin kazayla veya husumetle olma durumuna göre ölenin ailesine verilmek üzere bir kan bedeli belirlenir.
Suç işleyen taraf, maktul tarafa belirlenen kan parasını ödemek ve barışı sağlamak için bir hafta 10 gün sonra belirlenen bedeli ödeyeceğini ve bu vesileyle bir yemek vereceğini söyler. Bir hafta, 10 gün sonra her iki taraf, buna aracılık eden aşiret reisleri ve kanaat önderleri suç işleyen tarafın reisinin odasında veya kurduğu çadırlarda toplanırlar. Suçlu taraf kan bedelini, aşiretin üyelerinden maddi durumu iyi olanlardan toplayabildiği kadar toplar, açık kalan farkı suçlunun maddi durumu iyi ise kendisi veya birinci dereceden yakınları tamamlar. Kan bedeli olarak toplanan para aşiretin reisine veya güvenilir birine emanet edilir. Barış yemeğinin olduğu gün yemekten sonra ölenin ailesine verilir. Barış yemeğinde bulunan aşiret reisleri ve kanaat önderleri huzurunda imam dua eder ve bu olayın bir daha tekrar etmeyeceğine dair her iki taraftan söz alır. İki taraftan söz aldıktan sonra abdestli ve ağzı dualı iki kişi Kurân’ı karşılıklı sağ elleriyle iki ucundan omuz hizasının üstünde tutarak köprü yaparlar. Davalı ve davacı iki taraf altından geçerek hem kan dökmeyeceklerine dair verdikleri sözlerine sadık kalacaklarını belirtir hem de öfke, kin ve nefretten arınırlar. Bunun ardından taraflar kucaklaşırlar ve böylece barış sağlanmış olur.
Barış sağlandıktan sonra davetlilere ve orada bulunan halka yemek ikram edilir. Barış yemeği hazırlamak için davetlilerin sayısına göre koç ve koyunlardan kurbanlar kesilir ve kavurması yapılır. Bulgur veya pirinç pilavı, yanında mevsimine göre bir de sulu yemek pişirilir. Davetlilere genellikle büyük sinilerde pilav üstü et ve kuru fasulye, yaz mevsiminde sebzeli yemeklerden türlü ikram edilir.

2) Kuru fasulye yemeği

3) Etli bulgur pilavı

4) Pirinç pilavı
DÜĞÜN ADETLERİ VE YEMEĞİ
Şanlıurfa köylerinde kızlar 17 yaşından sonra, erkekler askerlik hizmetini yaptıktan sonra 21 yaşlarında evlenme, ev kurma adayıdır. Evlilikler genellikle ailelerin sosyal ve ekonomik açıdan denk olma durumlarına göre yapılır. Birbirine denk gençlerin evliliği eskiden görücü usulüyle olurdu. Şimdiki zamanlarda evlilikler hem görücü usulü hem de okul veya çalışma hayatı, köy ve mahalle ortamındaki sosyal ilişkiler yoluyla gençlerin tanışması ve birbirini beğenip istemesi yolu ile de olabilmektedir.

5) Geleneksel yemeklerden kuzu içi
Evliliğine karar verilen erkeğin annesi, kız kardeşleri, halası veya teyzesi olan damat evinin kadınları, kız tarafına haber gönderir ve kızı görmeye geleceklerini söylerler. Kızı gören ve beğenen damat tarafı, kızın annesine ve evin büyük kadınlarına, kızı istemeye geleceklerini, bu durumu kızın babası ve aile büyüklerine haber vermelerini ister. Kızın babası ve aile büyükleri gençleri birbirine uygun görürlerse gelebileceklerini, görmezlerse gelemeyeceklerini söyler. Aile büyüklerince evlenmesi uygun görülen gençleri evlendirmek için damat tarafının aile büyüklerinden birisi kızın babasına veya aile büyüklerinden birine hayırlı bir iş için onlara bir akşam misafir olmak istediklerini bildirir. Kızın babası bu durumu önce kızın annesine bildirip görüşünü alır, sonra kıza bildirir. Kızların görüşü olumlu ise genellikle susar, bir şey söylemez, onun için halk arasında, susmak kabul etmektir anlamında söylenen “Sükût, ikrardan gelir.” sözü meşhurdur. Eğer kız istemiyorsa babasına doğrudan evlenmek istemediğini söyleyebilir, bu durumda baba, kızı evlenmeye zorlamaz. Erkek tarafına nezaketen bu işin ileride başka bir zamana bırakılacağı söylenir. Evliliklerde gençler istemesine rağmen bazen babalar, bazı nedenlerden dolayı evliliğe engel olur, bu durumda hatırı sayılır insanlar aracı olur, babayı veya babaları gençlerin evlendirmesine razı ederler.
Evliliğin mutfak, mobilya, çeyiz ve düğün yemeği gibi masrafları vardır. Yörede bu masrafları erkek tarafı karşılar. Kız tarafı, erkek tarafından kızı için bir ‘başlık veya süt parası’ adı altında bir miktar para talep eder. Kız tarafının belirlediği başlık veya süt parası, aslında dinî olarak şeri hükmü “mehir”dir. Mehir, kızın evliliği kabul etmesi karşılığında, ileride boşanması veya eşinin ölmesi gibi durumlarda geçimini bir dönem sağlamak için kendisine verilen altın veya gümüştür. Bunun nisap miktarının alt üst sınırı olmamakla birlikte, İslami mezheplere göre alt sınırı 3 ile 10 dirhem altın (15-50 gr.) arasında değişebilmektedir. Erkek tarafından, ailenin sosyal ve ekonomik durumuna göre bir başlık veya mehir miktarı altın, gümüş veya bunun karşılığında para istenebilir. Kızı babasından isterken babası bunun miktarını söyler, erkek tarafı bunu vermeyi kabul ederse veya makul bir miktar üzerinde anlaşma sağlanırsa evliliği gerçekleştirmek için diğer şartlar konuşulur. Kız tarafı, kızı vermek isterse erkek tarafının maddi durumuna göre süt parası adı altında en alt düzeyden bir mehir veya başlık parası alabilir. Bazı durumlarda kız tarafı bunu tamamen istemez, erkek tarafının sadece bir ev ve evlilik için gerekli olan çeyizi yapıp sade bir düğünle evliliği kolaylaştırır.
Başlık veya mehir konusunda anlaşan ailelerden kız tarafı, üzerine düşen yatak odasını hazırlamak için bir hafta on gün kadar süre ister. Kız tarafı, yatak eşyası olarak dört ile altı takım arasında değişen döşek, yorgan, sekiz veya on iki adet arasında değişen uzun yün yastıkları yapar. Bunlar hazırlandıktan sonra, erkek tarafının düğün için yapacağı alışverişe sıra gelir. Kurulacak ev için mobilya ve mutfak eşyası ve gelin için elbise alışverişine çıkılır.
Bu arada erkek ile kız tarafı arasında iletişimi hızlandırmak, kına gecesi ve düğün günü gelinin nazını çekmek ve takıldığı yerde işleri yoluna koymak için erkek tarafı halk arasında saygın, sözü geçen, hâli vakti yerinde bir ailenin reisine bu evliliğe kirvelik yapmasını rica eder. Kirveliği kabul eden kişi ve eşi, kına gecesinden gelinin damadın evine gelmesine kadar erkek tarafına eşlik eder. Kirve ve eşi, kına yakmak için elini açmak istemeyen, baba evinden çıkarılırken naz eden gelinin eline her defasında bir altın koyarak onun nazını çeker. Erkek tarafı, bu işlerin kolaylaşmasını sağlamak için bir kirve tayin etmemişse bu işleri damadın annesi yapar. Yörede evlenen veya çocuklarını sünnet ettiren ailelere birisinin kirve olması, kirvelik yapması çok önemlidir ve bu gelenek iki aile arasında samimi ve güçlü bağlar kurar. Düğüne kirve olan kişi ve ailesi, diğer ailenin kardeş ailesi olur. Her iki aile, kirvelikten sonra her konuda ve yerde söz konusu olduğunda birbirlerinin hakkını kollar ve korurlar. Bayramlarda ve hastalıkta mutlaka birbirlerini ziyaret eder, hâl ve hatırlarını sorarlar.
Yatak odasının eşyaları için yün almak, hazırlanan döşek, yorgan ve yastıkların yüzü için kumaş almak ve bunları hazırlamak kız tarafına aittir. Kız tarafının maddi durumu iyi ise bunları kendi bütçesinden yapar, değilse başlık parasının bir kısmı ile bunları yapar, geri kalan kısmı ile kıza cumhuriyet altını alır. Alınan altınların sayısı 6 ilâ 25 arasında değişebilir. Altınlar yaldızlı, üç cm. eninde ve halk arasında sefife (düzek) denilen kumaş boyunluğun üstüne halkalarından eşit aralıklarla dikilir. Böylelikle kıza altın gerdandık yapılır ve kız bunu düğünde boynuna takar. Kızlar, evlilikten bir zaman sonra bu kolyedeki altınları ev almak, iş kurmak veya genişletmek için eşlerine borç olarak da verebilirler.
Kız tarafının hazırlığı tamamlanınca mobilya, mutfak eşyaları ve halk arasında esbap denilen kıyafet alışverişine çıkılır. Bu alışverişin masraflarını erkek tarafı karşılar. Kıza gelinlik olarak düğün günü giyeceği gösterişli bir kadife kumaş alınır. Bunun dışında günlük hayatta kızın giyeceği iki veya üç takım daha elbise kumaşı alınır ve dikmesi için bir terziye verilir. Bunların dikilmesi üç beş gün sürebilir. Bu arada kına gecesinde kızın giyeceği bir elbise ve bu gece için kına ve diğer malzemeler, kızın ve erkeğin yakınlarına; düğüne gelecek misafirlere mendil gibi hediyeler, kirveye ve eşine de damadın maddi durumuna göre birer takım elbise, ayakkabı veya tesbih, çakmak, yüzük, eşarp gibi küçük hediyeler alınır. Bunun ardından mobilya ve mutfak eşyaları için de alışverişe devam edilir. Bu alışveriş genellikle Şanlıurfa’nın tarihi çarşısı Çiftehan civarında bir iki günde yapılır ve tamamlanır. Bu alışveriş tamamlandıktan sonra kına gecesi ve düğün günü misafirleri ağırlamak için hazırlıklar başlar.
Düğün için kararlaştırılan tarihten bir hafta on gün önce, erkek tarafı düğüne çağıracağı dost ve akrabalarının evlerine veya iş yerlerine düğün davetiyelerini bırakır. Kız tarafı, düğüne katılmaz sadece kına gecesi kına yakmaya gelenlere ev sahipliği yapar. Doksanlı yıllara kadar düğünler köylerde en az üç gün hatta bir hafta sürerdi. O yıllarda davul ve zurnacı çağrılır her gün öğleden sonra bazen hem sabah hem öğleden sonra davul ve zurna çaldırılırdı. Damadın arkadaşları ve akrabaları “depçe” denilen yöreye özgü halk oyunları oynarlardı. Oyuna katılmaya gelen damadın yakınları veya hatırlı birileri olduğunda davulcu onları karşılar, şanlarına yakışır tavırla davulla ayaklarının dibine kadar eğilir, değişik şekillerle davulu çalar, maharetini sergiler ve onlardan bahşiş alırdı.
Düğün gününe kadar her gün oynamaya gelenler ikindiden sonra, akşam hava kararmadan dağılırlar, ertesi gün yine toplanır kadın erkek birlikte halk oyunları oynarlardı. Bu durum düğün günü gelini baba evinden alıp öğlen damadın evine getirene kadar devam ederdi. Son yıllarda herkesin şehirde bir işle sürekli meşguliyeti veya çocukların okula gitmesi gibi nedenlerden dolayı düğünlerin süresi hafta sonu iki günle sınırlandı. Düğünler genellikle hafta sonu yapılıyor, oyun ve eğlenme faslı sadece kına gecesinde ve bazen sadece kadınlar arasında oluyor. Düğün günü, davul ve zurna eşliğinde bazen kadın ve erkeğin karışık bazen ayrı halk oyunları ile sabah başlıyor, öğlen gelini baba evinden aldıktan sonra bitiyor.
Düğün günü sabah saat 11.00-12.00 civarında hazırlanan gelin arabasında damadın yakını iki kadın, kirvesinin hanımı veya annesi, diğer davetliler arabaları ile sıra hâlinde peş peşe gelinin evine gider, kızı baba evinden alırlar. Gelin, baba evinden çıkmak istemez, naz ederse bu durumda kirvesinin hanımı gelinin eline bir altın koyar ve gelini dışarı çıkararak gelin arabasına bindirir ve damadın evine getirirler. Gelin arabadan inmez, naz yaparsa bu sefer onu aynı şekilde razı etme sırası kaynanasına düşer, kaynana da eline bir altın koyar ve onu arabadan indirirler. Bu arada damat, evin damının üstüne veya yüksek bir yere çıkar, eve bereket ve uğur getirsin diye gelinin üstünden gençlere ve çocuklara şeker saçar. Burada bulunan herkes şekerleri yere düşmeden havada kapmaya çalışır. Eskilerde şeker olmadığı için damat buğday veya mısır saçarmış. Günümüzde birisi evlendiğinde, bir işe başladığında veya göreve geldiğinde birisi ona, ‘hayırlı olsun’ denildiğinde cevap olarak o da ‘darısı başına olsun’, dileğinde bulunması, damadın “saçı geleneği”nin izidir.

6) Bakır kazanlarda pişirilen kavurma ve yemekler

7) Zerde tatlısı
Gelin eve girer, kayın validesi yüzünü açar, bu aşamada da gelin naz edip yüzünü açmak istemeyebilir, bu durumda da kaynanası eline bir altın veya para koyarak onu razı eder ve yüzünü açar. Gelin, evde onun için hazırlanan yere oturur. Bu arada düğüne katılan misafirlere “subha” denilen düğün yemeği ikram edilmeye başlar. Misafirler yemeklerini yedikten sonra onlara birer mendil hediye edilir ve düğün töreni sona erer.
Eski köy düğünlerinde köy odalarının yanında davet edilenler için bir iki gün öncesinden kıl otağ denilen çadırlar da kurulurdu. Davetlilerin sayısına göre, düğünden bir gün önce koç ve koyunlar kesilir, bunların etleri doğranır ve bakır kazanlarda kavrulur. Büyük bakır kazanlarda aynı şekilde düğün sabahı bulgur pilavı, sulu yemek olarak da kuru fasulye, patates sulusu veya sebzeli türlü yemeği pişirilir. Bulgur pilavına bazen safran da katılır, pilavın rengi hafif sarıya çalar. Ayrıca pirinç, şeker, su ve safranla “zerde” denilen tatlı da yapılır. Pişirilen bulgur pilavı beş altı kişilik küçük sinilere dökülür ve üstüne kavurma konulur. Aynı şekilde küçük tabaklara sulu yemekler konulur. Gençler sinileri elden ele uzatarak düğün sofrasının kurulduğu oda ve çadırlara dört beş kişinin birlikte karşılıklı yiyeceği şekilde açılan sofralara yerleştirirler. Sulu küçük yemek tabakları büyük sinilere beş on adet kadar konulur ve herkese birer tabak düşecek şekilde sofralara yerleştirilir.
Düğünde kullanılacak kıldan büyük çadırlar, kazanlar, sini, kaşık ve tabaklar köyün beylerinden, komşulardan veya komşu köylerin beylerinden ödünç alınır. Son yıllarda bulgur pilavı ve sulu yemeğin yanında pirinç, safran ve şekerden yapılan zerde tatlısı da hazırlanıp misafirlere ikram edilmektedir. Ayrıca keçi kılı ve deve tüyünden dokuma kıl çadır yapan zanaatkarlar da kalmadığından, çadır yerine her köyde bu ihtiyacı karşılamak üzere taziye evleri inşa edildi. Köy halkı, bu evlerde taziye, düğün ve sünnet törenlerini yapar, davetlileri burada ağırlarlar.
SÜNNET ÂDETLERİ VE YEMEĞİ
Şanlıurfa’da çocuklar genellikle 3 yaşından sonra ve aklı baliğ olmadan, en geç 12 yaşına kadar sünnet ettirilir. Bu sürenin bu kadar uzamasının sebebi ailede çocuk sayısının fazla olması ve çocukların ikisinin üçünün birlikte sünnet ettirilmek istenmesi ve en küçüğünün büyümesi için beklenmesidir. Aileler, genellikle halk arasında sevilen ve saygın birine sünnet için çocuklara kirve olmayı, kirvelik yapmayı teklif eder. Kirve, çocuğun veya çocukların sünnetten sonra iyileşme sürecini hızlandırmak ve rahat dolaşmalarını sağlamak için onlara beyaz fistan diktirir, hediye oyuncaklar, lokum ve şekerleme alır. Çocukların ailesi de kirvelerine genellikle halı, kilim, seccade, battaniye gibi hediyeler alırlar. Kirvelik geleneği iki aile arasında manevi bir bağ ve bir hak tesis eder. Şanlıurfa’da sünnet kirveliği de düğün kirveliği kadar önemlidir ve iki aileyi kardeşten öte birer aile yapar. Öyle ki çocuklar büyüyüp evlenme yaşına geldiklerinde bile kirvelerinin evlatlarını kardeş bilirler, kirvelerinin çocukları da onları…
Aileler çocuklarını sünnet ettirecek bir sünnetçi bulur ve sünnet günü tayin eder. Sünnet günü için akraba, komşu ve tanışlara davetiye gönderirler. Çocuklarını sünnet ettiren aile, evlilik düğünlerinde olduğu gibi davetlilere bir öğle yemeği hazırlar. Yemekler yendikten sonra sünnet merasimine geçilir. Odanın uygun bir köşesinde sünnet işlemi için üst üste iki kalın yün yastık konulur, kirve üzerine oturur, sünnet edilecek çocuklar sırayla kirvelerinin kucağına oturtulur, kirveleri iki kolunu çocuğun bacaklarının altından geçirir ve bacaklarını omuz genişliğinde sünnetçi için açar. Bir başkası çocuğun ağzına lokum veya şekerleme verir, oyalamak için onunla konuşur. İki kişi büyük havlu veya bir çarşafla çocuğun önünü görme alanını kapatır böylelikle çocuğun sünnetçinin yaptığı işlemi görmesini ve korkmasını engeller. Sünnet işlemi biten çocuk, kendileri için hazırlanan alana veya odaya götürülür.
Sünnetçi, işini bitirdikten sonra malzemelerini temizler, toplar ve çantasına yerleştirir. Sünnetçiye yaptığı bu işin ücretini kirve öder. Eskiden sünnetçiler gelen misafirlerden bahşiş de toplardı. Sünnet işi bittikten sonra sünnet malzemelerinden boşalan tepsiyi, iki eline alır ve misafirleri dolaşır. Her misafir önüne uzatılan tepsiye maddi durumuna göre gönlünden kopan ve şanına yakışan bir bahşiş bırakırdı. Son zamanlarda çocukların sünneti daha sağlıklı ortamda ve uzman birinin eliyle olsun diye aileler çocuklarını hastanede sünnet ettirir oldu. Hastanede sünnet ettirilen çocukların sünnet düğünü çocuklar iyileştikten sonra da yapılabiliyor. Bundan dolayı alaylı sünnetçilerin sayısı azaldı, bahşiş toplama adeti de kalktı, sünnetçinin ücretini eskiden olduğu gibi yine kirve karşılıyor.
Misafirler sünnetle ilgili bütün işler bitince biraz daha otururlar, aralarında sohbet eder, çay ve kahve olarak mırra içerler. Çay ve kahveler içildikten sonra, ev sahibinden gitmek için üçer beşer kişi müsaade isteyerek ayrılırlar, sünnet töreni böylelikle bitmiş olur. Çocuklarını sünnet ettiren aile bazen sünnet töreni bittikten sonra ikindi veya akşam namazından sonra mevlit okutacağını da duyurur ve uygun olanları buna da davet eder. Mevlide gelenlere gül suyu tutulur ve şerbet ikram edilir. Mevlit okunduktan sonra da lokum veya şeker ikram edilir. Sünnet töreni böylelikle bir mevlidi şerif ile taçlandırılır.
Köyde sünnet olmamış yoksul aile çocukları varsa bunlar da köyde yapılan sünnet törenlerinden birine katılır ve sünnet ettirilir. Böyle bir durum olduğunda sünneti yapan aile onlara ev sahipliği yaparak onları bu masraftan kurtarır. Kirve de çocukların hepsine aynı şekilde kirveliğini yapar. Durumu iyi olan aileler böyle yapmakla hem yoksul aileleri gözetmiş, hayır yapmış hem de çocuklarını kendi çocuklarından ayırmamış ve sevindirmiş olur.
Sünnet törenlerinde, düğünlerde olduğu gibi davetli sayısına göre büyük kıl çadırlar kurulur, koyun ve koçtan kurbanlar kesilir ve etlerinden büyük bakır kazanlarda kavurma yapılır. Aynı şekilde büyük bakır kazanlarda bulgur pilavı veya iç pilav pişirilir ve beş altı kişilik sinilere dökülerek üzerine pişen kavurmadan koyulur. Pilavın yanında sulu yemek olarak da kuru fasulye, patates sulusu veya sebzeli türlü yemeği pişirilir. Sulu yemekler küçük tabaklara konulur. Gençler pilav sinilerini elden ele uzatarak yemek sofrasının kurulduğu çadıra taşır ve sofralara yerleştirir. Sulu küçük yemek tabakları büyük bir sinilere beş on adet kadar konularak taşınır, her misafire bir tabak düşecek şekilde sofralara yerleştirilir. Yemekler yendikten sonra da sünnet törenine geçilir.
TAZİYE GELENEĞİ
Şanlıurfa yöresinde ölen kişinin ailesine baş sağlığı dileğinde bulunmak, acılarını paylaşmak ve hafifletmek için cenazeyi gömdükten sonra, üç gün boyunca taziye yapılır. Bu günlerde cenaze sahibi ailenin bireyleri işe gitmez, şehirdeki işyerlerinin kapılarına, camekân veya darabalarına “taziye nedeniyle kapalıyız” yazısı asarlar. Küçük ilçelerde bu duyuruyu belediyeler, sokaklarda elektrik direklerine asılı hoparlörlerinden yapar. Taziyenin olduğu üç gün boyunca köyde taziye evi veya köy odası yoksa taziye çadırları kurulur. Kadınlar için de ya ayrı çadır kurulur ya da taziye sahibinin evindeki büyük oda ayrılır. Akraba, komşu ve tanıdıklar saat 10.00’dan akşam namazına kadar taziyenin olduğu yere gelip onlara taziyelerini sunarlar.
Gelenlerden, ölenin birinci dereceden yakınları odanın, çadırın veya evin girişinde oturup gelenleri karşılar ve taziye dileklerini kabul ederler. Taziyeye gelenler içeridekilere selam verdikten sonra, içlerinden Kurân’ı iyi okuyan biri varsa ölümü ve ahireti hatırlatan bir bölüm okur. Halk arasında buna “aşir okuma” denir. Gelenlerden aşir okuyacak biri yoksa, içlerinden olgun birisi cenaze sahiplerine sesli olarak “Azzâm Allahü ecraküm ve ahsene azâaküm ve gaffar Allahü li meyyitiküm ve ila ruh el nebiy ve âlihi ve eshâbihi ve ile ruhihi el Fatiha” [Allah ecrinizi ve baş sağlığınız artırsın, ölünüzü bağışlasın, peygamberin, sahabelerinin ve ölünün ruhuna el Fatiha] diye dua eder ve ölünün ruhu için herkese bir Fatiha okutur. Bu duayı bilmeyenler kısaca “el Fatiha” veya “ölenin ruhu ve Allah rızası için el Fatiha” der. Orada bulunan herkese ölünün ruhu için Fatiha okutur. Böylelikle hem taziyeye gelenlerin ölümü ve ahireti düşünmeleri sağlanır hem de cenaze sahiplerinin bu musibetten gelen elem ve kederleri paylaşılır, üzüntüleri hafifletilir.
Gelenlere su, çay ve yöresel kahve olarak mırra ikram edilir. Gelenler çay veya kahve içtikten sonra taziye sahiplerine ‘el hükmü lillah’ [hüküm Allah’ındır] veya ‘baki Allah’ [sonsuz hayat Allah’ındır] diyerek taziyeden ayrılırlar. Bu kısa sözler, herkesin bir gün öleceği ve Allah tarafından her canlının akıbetinin böyle olacağını hatırlatmadır. Bu, ölüm gibi bir musibeti sabır ve metanetle karşılama, kabul etme ve rıza gösterme anlamında ölenin yakınlarını sakinleştirmek için söylenir.
Taziye ziyareti, 15 ile 30 dakika arasında olur, taziyesini sunanlar, onlardan sonra geleceklere yer açılsın diye taziyede fazla oturmazlar. Taziye evinin iş yükünü azaltmak için taziyeye yemek saatinde gidilmez. Taziyenin üçüncü günü ikindi veya akşam namazından sonra mevlit okutulur ve taziye böylelikle sona erer. Cenaze haberini geç öğrenen akraba ve dostlar, ölen kişinin yakınlarının ya evine ya da iş yerlerine giderek taziyelerini iletmeye bir ay boyunca devam ederler.
Köylerde yapılan taziyelerde yakın akraba ve dostlar; taziye sahibine mali külfet olmasın, uzaktan gelenlere, cenazenin ev halkına ve taziyede çalışan gönüllü gençlere yemek pişirilsin diye bir koyun veya keçi, 25 veya 50 kiloluk torbalarda çay şekeri, pirinç, bulgur, 18 litrelik tenekelerde sıvı yağı taziye yardımı diye sunarlar. Yemek işlerinden anlayan birisi veya bir aşçı tutularak gelen kurbanlar kesilir ve büyük kazanlarda kavrulur. Aynı şekilde bulgur veya pirinç pilavı ve yanında sulu yemeklerden kuru fasulye, nohut, patates sulusu ve sebzeli türlü yapılır. Taziyeye uzak yerlerden gelenlere, ev halkına ve taziyede gelenlere hizmet eden gençlere üç gün boyunca öğle ve akşam yemek yapılır ve ikram edilir. Taziyede yemek saatinde sünnet ve düğünlerde olduğu kadar olmasa bile aynı şekilde sofralar kurulur ve o saatte taziyedeki herkes yemek yer ve ardından yemek duasına katılır.
Son yılarda şehirlere göç eden insanlar, evlerin küçük olması ve apartman hayatında taziye yapma imkânın sınırlı olması nedeniyle ilçe ve şehirlerde belediyeler tarafından her mahalleye taziye evleri kurulmuştur. Üç gün boyunca buraların çay, acı kahve mırra, su ve yemek ihtiyacını ticari girişimcilerin kurduğu yemek şirketleri karşılamaktadır. Bu hizmetten doğan masrafları taziye sahibi aile veya birinci dereceden akrabaları ve dostları paylaşarak ödemektedirler. Hatta çoğu zaman cenaze sahiplerine ve yakınlarına fazla masraf olmasın diye taziye adetleri insanlar tarafından sadece su, çay ve kahve ikramı ile sınırlandırılmıştır.
BAYRAMLAŞMA VE BAYRAM YEMEĞİ
Şanlıurfa’da dinî bayramlar için en az bir hafta önceden hazırlıklar başlar. Çocuklar ve gençler için ayakkabı ve elbiseler; bayram akşamı ellerine kına yakmaları ve bayramı sevinçle karşılamaları için kına alınır. Bayramlaşmaya gelen misafirlere ve çocuklara ikram etmek için mendil, lokum ve şekerlemelerden birkaç çeşit alınır. Çayın yanında gelen misafirlere ikram etmek için kadınlar yöreye özgü kuru ve tatlı bir çeşit çörek olan “bayram külünçesi” hazırlar. Bayram külünçesi için gereken baharatlar bir hafta öncesinden aktarlardan alınır.
Bayrama üç dört gün kala külünçe hamuru baharatlarla büyük leğenlerde yoğurulur, birkaç saat dinlendirilir. İftardan veya teravihten sonra sahura kadar hamur oklava ile serçe parmağı kalınlığında iki el içi genişliğinde açılır. Açılan hamurlar, tahta üzerinde bıçakla veya küçük bir tabakla çeşitli şekil ve büyüklükte kesilir, üzerine çay bardağının ağzıyla desenler yapılır. İstenilen büyüklük ve şekilde yapılan külünçeler geniş sinilere serilir. Gün içinde çarşı merkezindeki taş fırınlara odun ateşinde pişirilmeye gönderilir. Külünçelerin miktarına göre beş on tane yumurta, bazen de susam gönderilir. Fırıncı külünçleri pişirmeden önce onlar için gönderilen yumurtaları bir kabın içinde kırar, karıştırır ardından külünçelerin üzerine sürer ve öylece fırına sürer. Fırından yine sinilerle sıcak gelen külünçeler, bir bez sofranın üstüne soğumaları için serilir. Soğuyan külünçelerin bir kısmı komşulara tadımlık gönderilir, kalanları bayramlaşmak için gelen misafirlere ikram edilmek üzere bez torbalara konularak saklanır.
Bayram sabahı, büyükler camiye, bayram namazına giderler. Bayram sabahı çocuklar onlarla bayramlaşmak için erken kalkarlar. Çocukların ellerine yakılan kınalar temizlenir ve yeni elbiseleri giydirilir. Kahvaltı olarak pişirilen külünçelerden yerler. Bayram namazından dönenen büyüklerle ev halkı ve çocuklar bayramlaşırlar. Küçük çocuklara şeker ve lokum; okula gidenlere bunun yanında harçlık olarak para da verilir. Gençler ve çocuklar, mahalle ve köydeki komşu ve akrabalarının evlerine bayramlaşmaya giderler, aynı şekilde gittikleri evlerde onlara külünçe, şeker ve lokum ikram edilir, harçlık verilir.
Bayram namazından sonra camide bütün cemaat bayramlaşma için sıraya girer. Bayramlaşmaya büyükten küçüğe doğru bir sıra yapılır ve ilk musafahaya imamdan başlanır. İmamla ilk bayramlaşan imamın sağında sıraya girer, sonra diğeri gelir böylelikle herkesle bayramlaşılmış olur. Köyün beyi veya muhtarı saat 10.00 veya 11.00 gibi, herkesi odasında bayram yemeğine davet eder. Herkes ailesi ile bayramlaşmak için evine gider. Bir gün öncesinden kesilen kurbanların kavurması yapılır, bayram namazından sonra bulgur veya pirinçten şehriyeli veya zerdeli pilav yapılır. Kurban bayramlarında sebze mevsimine denk gelirse bazen sac kavurması da yapılır. Pilavlar dört beş kişilik bakır tepsilere dökülür, üzerine de kavurma ve yağından koyulur. Bayram namazından sonra köy halkı davete icabet eder. Saat 10.00’dan itibaren köy odasına gelmeye başlar, camiye gelemeyenler veya köyün dışından gelenler köy odasında görmedikleri ile bayramlaşırlar. Saat 11.00 veya 12.00’ye doğru sofralar kurulur, pilav üstü kavurma tepsileri sunulur, yanına ayran veya su ikram edilir ve ardından yemek duası yapılır. Pilav yemeğinden sonra gül suyu, kolonya, şeker, lokum, çay ve kahve olarak mırra ikamı yapılır. Bayramın birinci günü köyde komşu ve akrabalar arasında bayramlaşmalar olur. Bayramın ikinci gününden itibaren köyün dışından dostlar ve evlilik yoluyla kurulan akrabalar arasında karşılıklı gidiş gelişlerle bayramlaşmalar son güne kadar devam eder.
HACI ZİYARETİ VE YEMEĞİ
Hac ibadeti İslam dinin temel şartlarından biridir. Şanlıurfa’da hac ibadeti genellikle en son sıraya bırakılır. Bunun önemli iki nedeninden birisi, ailelerin çocuklarını öncelikle büyütmek, evlendirmek ve iş sahibi olmalarını sağlamak gayreti ve amacıdır. İkinci olarak bu ibadetin mali olarak külfetli, mesafe ve zaman açısından da uzun olmasıdır. Hacca gidecekler bir ay önceden hazırlıklara başlar. Bir daha dönmeyecekmiş gibi birileri ile alacak veya verecekleri varsa bunu hallederler. Küskün oldukları ile barışırlar, kırdıkları birileri varsa helallik alırlar. Hacda giyecekleri ihram, terlik gibi giysileri ve harcayacakları parayı tedarik ederler.
Hacca gitme günü aileleri ve yakın akrabaları tarafından hacca gitmek için uğurlanırlar. Yaklaşık bir ay sonra eve dönen hacılar, bir gün yol yorgunluklarını atmak için dinlenirler. Dönüşün ikinci günü herkesle hasbihal etmek ve hac tecrübelerini paylaşmak için hacılar, akraba, komşu ve dostlarını öğle yemeğine davet ederler. Davet için kurban kesilir, etinden kavurma yapılır, bulgur veya pirinçten şehriyeli veya zerde pilav pişirilir. Yemekten önce misafirler, hacının olduğu misafir odasına girer, herkese selam verirler. Kâbe’yi ve hazreti peygamberin mezarı şerifini gördüğü için hacının gözlerinden öperler. Hacıya bu esnada, sesli olarak ‘haccün mebrur, sâyin meşkür ve zenbin mağfur ve duain makbul’ [hacınız uğurlu, sâylarınız şükür, günahınız mağfur, duanız kabul olsun], diye yaptığı hac ve ibadetlerini tebrik eder ve odada uygun bir yere otururlar. Gelen misafirlere tepside küçük fincanlarda zemzem suyu ikram edilir. Zemzem suyu içilmeden önce bir salavat getirilir, gönülden geçenlerin olması için dua edilir ve ayakta kıbleye doğru dönülerek su iki üç yudumla içilir, bunun ardından hurma ikram edilir.
Zemzem ve hurma ikramından sonra öğle yemeği için sofralar kurulur, dört beş kişilik tepsilere dökülen pilavın üstüne kavurma ve yağından konulur ve misafirlere ikram edilir. Misafirlere pilavın yanında su veya ayran da verilir ve yemekten sonra dua yapılır. Yemekler yendikten sonra misafirlerin ellerinin üstüne küçük şişelerden gül yağı sürülür. Hacı, misafirlerle sohbet eder, hacda yaşadığı tecrübeleri anlatır. Bu arada çay ve acı kahve yani mırra ikramı yapılır. Kahve ve çaylar içilirken hacının gelen misafirler için aldığı misvak, tespih, takke ve yüzük gibi küçük hediyeler bir tepsiye koyulur. Bunlar tepside sırayla misafirlere tutulur, misafirler uğur sayarak içlerinden birini teberrüken alırlar. Bu ikramdan sonra misafirler, hacıyı tekrar tebrik ederek oradan ayrılırlar. Bundan sonra davete katılma imkânı olmayan veya hacının döndüğünü sonradan haber alanların münferit, bireysel ziyaretleri başlar. Bunlar bir ay boyunca devam edebilir. Münferit ziyaretlerde gelenlere zemzem suyu, hurma ve diğer küçük hediyelerden ikram edilir.
KAYNAKÇA
KK1: Ayşe KIRTAN, ev hanımı, okuryazar, 58 yaşında, görüşme 03.02.2025 tarihinde yapılmıştır.
KK2: Feyyaz GÜNDOĞAN, Seyyale Aşireti Reisi, emekli öğretmen ve belediye başkanı, 73 yaşında, görüşme 11.02.2025 tarihinde yapılmıştır.
KK3: İbrahim TELKIRAN, aşçı, lise mezunu, 49 yaşında, görüşme 07.02.2025 tarihinde yapılmıştır.
KK4: Mustafa ERGÜL, Diyanet İşleri Başkanlığında din görevlisi ve imam-hatip, lisans mezunu, 52 yaşında, görüşme 12.02.2025 tarihinde yapılmıştır.