Harran Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
İslam Tarihi ve Sanatları Bölümü
Osmanlı Dönemi’nde tasavvuf hayatının önemli merkezlerinden biri olan tekke, kelime olarak bir tarîkata mensup dervişlerin zikir ve ibâdet ettikleri ve içinde tarîkatın gerektirdiği şekilde yaşadıkları yer, dergâh anlamına gelmektedir (Ayverdi, 2006, s. 3090). Tasavvuf hayatının önemli merkezlerinden biri olan tekkeler, tarîkatların tasavvuf düşüncesinde şekillenerek, toplumun dini hayatında ahlaki terbiyenin kazandırılması için çaba sarf eden kurumlar olmuşlardır.
Tekkelerde tasavvuf inanç ve düşüncesiyle ilgili soyut kavramların çoğu zaman semboller aracılığıyla anlatıldığı görülmektedir. Özellikle tarikat eşyaları, Anadolu tekke kültüründe, kullanım ve giyim eşyası olan, her tarikata göre şekli ve rengi farklılık gösteren, tekkelerde tarikatların hem gündelik hayatta hem de zikir ve merasimlerinde kullandıkları birer sembolik eşya olarak karşımıza çıkmaktadır. “Derviş çeyizi” olarak da adlandırılan bu eşyalar, kullanan açısından derin anlamlar içermesiyle büyük önem taşımaktadır.
Tasavvuf kültürü olarak önemli bir geçmişe sahip olan Urfa’da Osmanlı Dönemi’ne ait birçok tarikat, tekke ve bu kurumlarda yetişen büyük tasavvuf âlimleri bulunmaktadır. Urfa’da Osmanlı’nın son döneminde şehrin dini ve manevi hayatına yön veren bu manevi şahsiyetlerden biri de Dede Osman Avni’dir. Mevlid-i Halil (Dergâh) Camii’nin doğu tarafında yer alan hazirede medfun olan Dede Osman Avni’ye ait mezar taşında 1300/1883 yılında vefat ettiği yazmaktadır (Güler, 2014, s. 63).
Mezar taşından Seyyid olduğu “Şeyh Seyyid Abdal Muhammed Baba oğlu Şeyh Seyit Dede Osman Avni” ibaresiyle öğrenilen Dede Avni’nin babası Abdal Muhammed ve dedesi Derviş Eyyub de Kadiri Tarikatı halifelerindendir. Dede Osman Avni, babası ve dedesi aynı hazirede yan yana defnedilmişlerdir (Güler, 2014). Dede Osman Avni, Kadiri Tarikatı’nın Urfa ve çevresinde yayılmasında büyük rol oynamış bir şeyhtir ve uzun yıllar hizmet ettiği Mevlid-i Halil Camii’ni bir tekke-dergâh gibi kullandığı için de buraya Dergâh denilmiştir.
Dede Osman Avni Tekkesi’nde, bir kısmı şeyhe ait, bir kısmı da tekkeye ait olan 4 alem, 1 tâc, 1 külah, 3 şamdan-çerağ, 1 keşkül, 1 mütteka, 1 asa (şeşper), 2 zikir kemeri, 1 lamba, 1 tespih, 1 seccade, 3 levha olmak üzere toplam 20 tarikat eşyası bulunmaktadır (Güler, 2023, s. 81).
DEDE OSMAN AVNİ TEKKESİ’NE AİT TARİKAT EŞYALARININ TASAVVUF KÜLTÜRÜ-GELENEĞİNDEKİ TANIMI, SEMBOLİK ANLAMLARI
Tarikat eşyası, tekkelerde tarikat araç gereci anlamında “Cihaz-ı Tarikat” diye de ifade edilen ve tarikatlarda görülen kullanım ve giyim eşyasına verilen isimdir. Şeyh ve dervişlerin zikir, merasim ve gündelik hayatta kullandıkları şahsi eşya olarak tâc, külah, sarık, sikke, hırka, kemer, tekkeye ait olarak da mütteka, keşkül, asa-şeşper, alem, sancak, şamdan-çerağ, tespih, seccade, levha, teber, tığbend, palhenk gibi eşyalar kullandıkları bilinmektedir. Tarikatlarda ortak olarak görülen ve her tarikata göre şekli ve renkleri değişen bu tarikat eşyaları mübarek sayılarak sahiplerine belli bir merasimle ve dua eşliğinde şeyh tarafından verilmiş veya şeyhe, tekkeye sunulmuştur (Cebecioğlu, 2009, s.131).
Tasavvuf kültüründe tarikat eşyalarının her biri canlı birer varlık gibi kabul edilerek müritlerin bunlara saygı göstermesi ve eğitimlerinde mesafe kat etmesi bakımından bu eşyaların derûnî anlamlarının farkına varmasının önemli olduğu görülmektedir (Gündüzöz, 2017, s. 79). Tarikat eşyalarında şekil değil, öz önemli olmuştur, bu sebeple de bir dervişin eğitiminde sembolik değeri olan bu eşyaları kazanması ve bunları hak ettiği şekilde muhafaza etmesi, onun Hakka ulaşmasına vesile olarak görülmüştür (Gündüzöz, 2017, s. 80).
Urfa Dede Osman Avni Dergâhı’na ait olup günümüze ulaşan tarikat eşyaları tac-ı şerif, külah, alem, şamdan-çerağ, keşkül, mütteka, asa-şeşper, zikir kemeri, lamba, tespih, seccade ve levhalardır (Güler, 2023, s. 81).
ALEM
Arapça bir kelime olup ilm, “bilmek, bildirmek, işaret etmek” kökünden türemiş bir isimdir. Sözlükte işaret, alâmet, nişan ve sembol anlamına gelen alem (Ayverdi, 2006, s. 97), bir şeyi tanıtmak için kullanılan işaret, yolun ve dinin işareti olarak kullanılmaktadır. (Güler, 2018) Bayrak ve sancak anlamı da olan alem, genellikle altında toplulukların birleştiği alâmet ve sancaklara, bu hususta kullanılan işaretlere verilen isim olmuştur (Arseven, 1983, s. 39).
Alem, tarikatlarda ait olduğu tarikatın bayrak ve sancaklarında kullanılarak, o topluluğu birlik ve beraberlik içinde tutan sembolik bir işaret olarak kabul edilmiştir. Her tarikata göre özel şekiller alan ve o tarikatın sembollerini üzerinde taşıyan alemlerin tarikatların, ayin ve törenlerinde kullanıldığı bilinmektedir (Gölpınarlı, 1977, s. 20).
Alem, tarikatlarda manevi bir sembol olarak görülmüş, Peygamberimizin sancağıyla (Tahralı, 2015, s. 312) bütünleştirilerek tasavvuf erbabını uhrevi boyuta taşıyan bir unsur olarak kabul edilmiştir.
Dede Avni Dergâhı’na ait sancakların (Güler, 2021, s. 219) üzerine takılmış olan bu alemler, bayrak ve sancak ile eş tutulmuş ve nefisle mücadelede dervişlerin Hz. Muhammed’in sancağının-aleminin altında toplanarak, bu dünya nimetlerinden uzak durulması, esas olanın öbür dünya olduğunu anlatan tarikatın önemli bir sembolü olmuştur.
Dede Osman Avni Tekkesi’ne ait günümüze ulaşabilen dört alem bulunmaktadır (Fotoğraf: 1,2,3).


Fotoğraf: 1-2
Alemler üzerinde dini içerikli yazılar yer almaktadır (Güler, 2023, s. 83-84).
Allah
Kelime-i Tevhid ; Lâ İlâhe illallah Muhammedün-Resulu’llah

Fotoğraf 3
Türkçesi: Allah’tan başka Tanrı yoktur, Muhammed Allah’ın elçisidir.
Saff Suresi 13.ayet; Nasrun minallahi ve fethun karib
Türkçesi: Allah’tan yardım ve yakın bir fetih. Müminleri (bunlarla) müjdele)
“Seyyid Ahmed Rufai” yazılıdır.
Tâc
Farsça kökenli bir kelime olup süslü başlık anlamına gelmektedir. Hükümdarlık alâmeti (Pakalın, 1954, s. 371) olarak giyilen, kudret ve kuvvet sembolü olarak başa konan ve genellikle kıymetli taşlarla süslü baş kisvesine verilen isimdir (Ayverdi, 2006, s. 2987).
Tâc, tasavvuf kültüründe, tarikatlarda şeyhlerin ve sülûkte belli bir mertebeye ulaşmış dervişlerin tarikat kıyafeti olarak başlarına giydikleri ve her tarikata göre farklı şekil ve renkte yapılmış olan başlıklardır (Ayverdi, 2006, s. 2987).
“Tâc-ı şerif, tâc-ı edeb, tâc-ı saâdet” gibi saygı ifade eden sıfatlarla birlikte kullanılan tâc, tasavvufta manevi makamın bir işareti olmuştur (Ceyhan, 2010, s. 362). Tâc, tarikatların en önemli temsili unsurları arasında yer almıştır. Tâcı giymek (Pakalın, 1954, s. 371), şeyh ile mürit arasında mânevî bir irtibatın oluşmasını sağlayan maddî vasıta olarak görülmüştür (Gündüzöz, 2016, s. 83).
Dede Osman Avni Tekkesi’ne ait günümüze ulaşabilen 1 tâc bulunmaktadır (Güler, 2023, s. 85). Dairevi bir şekle sahip olan tâcın üstte kalan tepe kısmı (kubbe) dört terklidir. Yahyâ Âgâh’a göre dört terkli, çuha üzeri işlemeli, destarlı ve müjgânlı Tâcı icat eden Abdülkādir-i Geylânî’dir. Bu Tâca Özbek tacı, İbrâhim Edhem’e nisbetle Edhemî Taç adı da verilmiştir. Halvetî tacı dört terkli, kırk dallıdır ve Karabâş-ı Velî’ye göre taçların en üstünüdür (Yahya Agâh b. Salih el-İstanbulî, 2002, s. 51). Tacın tepe kısmının tam ortasında iç içe yapılmış iki küçük daire motifi ve bunun içerisinde sekiz kollu kadiri gülü(1) bulunmaktadır (Fotoğraf: 4,5).
Tarikat tâcının merkezine, tepesine dikilen ve bir çuha üstüne işlenmiş olan şekillere “gül” ismi verilmiştir (Gölpınarlı, 1977, s.127). Hz. Peygamber’in teri gül gibi koktuğu için terlediği zaman ashabın etrafına toplandığı rivayet edilmiştir. Genel kabule göre “gül”, Hz. Peygamber’i işaret etmesi bakımından dünyadaki en değerli çiçektir. Bu sebepten sûfi tâcında gül motifi, Hz. Peygamber’in sembolü olarak kabul edilmiştir (Kara,1993, s.11).

Fotoğraf:4

Fotoğraf:5
KÜLAH
Farsça bir kelime olup, genellikle tepesi sivri, dikişsiz, deve tüyü rengi veya daha açık renkte, tek parça keçeden yapılmış başa giyilen başlıklara verilen isimdir (Koçu, 1967, s. 87). Külah özellikle Türk toplumunda halk ve askerler tarafından yüzyıllarca giyilmiş bir başlık olmuştur. Tasavvuf kültüründe külah, dervişlerin kullandıkları başlığın adıdır ve Mevlevîlerin giydiği sikkeye de, “Külâh-ı Mevlevi” denilmiştir (Cebecioğlu, 2009, s. 162).
Tekeye ait 1 külah bulunmaktadır (Güler, 2023, s. 86) (Fotoğraf: 6).

Fotoğraf 6
ŞAMDAN- ÇERAĞ
Farsça bir kelime olan çerağ, sözlükte yağ kandili ve genellikle mum, meş’ale gibi ışık veren şey, yağa bulanıp yakılan fitil olarak tanımlanmıştır (Ayverdi, 2006, s. 557). Işık, nur, alev gibi anlamları da olan çerağ, kandil, şamdan ve mum gibi eşyalarla aynı anlamda kullanılmıştır.
Kur’an-ı Kerim’de bazı ayetlerde(2) Allah’ın nuru ve Hz. Muhammed’in ışığı “ışık yayan kandillere” benzetilmiştir (Bozkurt, 2001, s. 299-300). Bu yüzden kandil ile aynı anlamda kullanılan çerağ olmadan gece karanlığında istenilen yere gidilemeyeceği gibi, Peygamberimizin çerağa benzetilen varlığı olmadan da yokluğun karanlığında kalınacağı ve varlığın aydınlığına yol bulunamayacağı vurgulanmıştır (Yahya Agâh b. Salih el-İstanbulî, 2002, s. 299).

Fotoğraf 7-8-9
Tekkeleri aydınlatmak için kullanılan çerağ, Hz. Muhammed’in nurunu, kudretini sembolize ettiğine (Cebecioğlu, 2009, s. 54) ve Peygamberin ışığı olarak insanları aydınlığa kavuşturduğuna inanılan, tarikatların önemli sembolik eşyaları arasında yer almıştır.
Dede Avni Tekkesi’ne ait 3 şamdan-çerağ ve 1 gaz lambası bulunmaktadır (Güler, 2023, s. 87) (Fotoğraf: 7, 8, 9).
KEŞKÜL
Farsça kökenli bir kelime olup Türkçe’ de “fukara tası” veya “yoksul çanağı” anlamında kullanılmıştır (Ayverdi, 2006, s. 1662). “Sadaka kasesi”, “derviş çanağı” gibi isimlerle anılan keşkül ile “sadaka toplayan”, “muhtaç, yoksul, dilenci” (Yazıcı, 1994, s. 188), “dünya malından vazgeçmiş yoksul kişi” (Devellioğlu, 1998, s. 512) olarak tanımlanan “derviş”, aynı anlamlara sahip olup manevi fakirliği temsil etmişlerdir.
Tarikatlarda dervişlerin boyunlarına astıkları, halktan aldıkları yiyecekleri içine koydukları kaplara ve tekkede ibadetten sonra müritlere ikram edilmek üzere içine şeker konulan taslara keşkül denilmiştir (Yahya Agâh b. Salih el-İstanbulî, 2002, s. 171; Atasoy, 2005, s. 241).
Tekke kültüründe dervişin manevi eğitimi boyunca halktan bir şeyler istemek için dilenmesi ve kendisine verileni ihtiyacı olana aktarması için kullandığı keşkül, nefis terbiyesinde sembolik değeri olan önemli bir tarikat eşyası olmuştur.
Dede Avni Tekkesi’ne ait, günümüze ulaşabilen 1 keşkül bulunmaktadır (Güler, 2023, s. 90) (Fotoğraf: 10).

MÜTTEKA
Arapça bir kelime olan mütteka, dayanılacak şey demek olup ahşap ve madenden yapılan bir değnek olarak tanımlanmıştır (Cebecioğlu, 2009, s.192).
Tarikatlarda dervişin nefsini eğitmek için yaklaşık kırk gün, günlük hayatından uzak kalarak bir şeyh gözetiminde küçük bir hücrede tek başına az uyuyup, az yiyip, sürekli ibadetle geçirdikleri bir çile süreci bulunmaktadır. Çile çeken dervişin ayak uzatması edep dışı görüldüğü ve az uyuması gerektiği için dervişin çilehanede başını müttekaya dayayarak oturma vaziyetinde durduğu görülmektedir (Yahya Agâh b. Salih el-İstanbulî, 2002, s. 220-221).

Fotoğraf 11
Tasavvuf erbabının seyr-i sülûkunda çok önemli bir aşama olan kırk günlük çilede, mütteka ve muin adı verilen ve dayanak olarak kullanılan tarikat eşyalarının tekkelerde manevi bir anlama sahip oldukları görülmektedir.
Dede Avni Tekkesi’ne ait 1 mütteka bulunmaktadır (Güler, 2023, s. 91) (Fotoğraf: 11).
ASA-ŞEŞPER
Arapçada değnek, baston anlamına gelen asâya, “mahşuk” ve “kadib” de denilmektedir. (Yahya Agâh b. Salih el-İstanbulî, 2002, s. 217). Uzun bir değnek şeklinde olan ve insanın yürürken dayanmak, destek almak için kullandığı asânın, tarikatlarda farklı boylarda “şeşber” ve “zerdeste” adı ile çeşitlerinin olduğu da görülmektedir. Bu eşyalar şekil olarak asâya benzemelerine rağmen boyları daha kısa yapılmıştır (Yahya Agâh b. Salih el-İstanbulî, 2002, s. 218).
Hz. İbrahim ve Hz. Musa’nın asâları ile göstermiş oldukları kerametler, tarikat erbabı arasında saygıyla anlatılmış ve asânın, tarikatlarda manevi bir gücü olduğuna inanılmıştır (Yahya Agâh b. Salih el-İstanbulî, 2002, s. 219). Ayrıca Hz. Muhammed asâ taşıdığı için, asâ sünnet olarak görülmüş ve sünnete uygun olarak tarikat şeyhleri ve önemli din adamları tarafından da kullanılan bir tarikat eşyası olmuştur (Pakalın, 1954, s. 91).
Dede Avni Tekkesi’ne ait 1 asa-şeşper bulunmaktadır (Güler, 2023, s. 92) (Fotoğraf: 12).

ZİKİR KEMERİ-ÇİLE KOLONU
Tarikatlarda, “gayret kemeri”, “elif-nemed”, “şeddi şerit”, “kanberiye”, “tığbend”, ve “palhenk” gibi isimler alan ve bele dolanarak bağlanan, kuşanılan bel bağına zikir kemeri denilmiştir (Atasoy 2005, s. 228).
Tarikatlarda dervişlerin nefislerini terbiye etmek için günlük hayatlarından uzaklaşıp küçük bir hücrede çile çekerek, Allah için sürekli ibadet ettikleri bilinmektedir. Çile sürecinde derviş, oturma vaziyetinde durup, uyumamak için bir kayışı boynuna takarak ucunu da ayaklarına bağlamaktadır, bu eşyaya “zikir kemeri”, “çile kayışı veya “çile kolonu” denilmiştir (Yahya Agâh b. Salih el-İstanbulî, 2002, s. 220-221).
Zikir kemeri, tarikatlarda şeyhten biat almış dervişlerin, tarikat kıyafeti olarak şeyh tarafından tekbirlerle bellerine bağlanan ve evliya hizmetine bel bağlayışın sembolü olarak “gayret kuşağı” ismiyle de anılan bir kemerdir (Cebecioğlu, 2009, s. 229). Tekke kültüründe tarikat erbabının zikirlerde kullandığı ve sembolik anlamlar yüklediği tarikat eşyaları arasında bulunmaktadır.
Dede Avni Tekkesi’ne ait 2 zikir kemeri bulunmaktadır (Güler, 2023, s. 92) (Fotoğraf: 13).

TESPİH
Arapça sübhan kökünden türeyen tespih kelimesi “Allah’ı tenzih ve takdis etmek”, Hakk’ın her türlü kusurdan ve noksandan uzak olduğunu dile getirmek anlamına gelmektedir (Ayverdi, 2006, s. 3139).
Kur’an-ı Kerim’de bazı ayetlerde(3) Allah’ı zikretmek, tespih etmek ile aynı anlama geldiğinden (Yurdagür, 2011, s. 527) tespih, Anadolu tasavvuf kültüründe zikir anlamına gelmiş ve tekkelerde tarîkat erbabının “Allah’ı” anmada kullandığı bir ibadet eşyası olmuştur.
Dede Avni Tekkesi’ne ait 1 tespih bulunmaktadır (Güler, 2023, s. 93) (Fotoğraf: 14).

SECCÂDE
Arapça bir kelime olup üzerinde bir kişinin namaz kılacağı büyüklükte, halı, kilim, kumaş ve hasırdan yapılmış, daha çok dikdörtgen biçimindeki yaygı, namazlıktır (Ayverdi, 2006, s. 207).
Sufiler, seccâde kullanmayı Hz. Muhammed’in sünneti olarak görmüşlerdir. Tasavvufta postnişin-postta oturan anlamında kullanılan “seccâde şeyhi” tabiri kullanılmıştır ve şeyhler tekkelerde seccade ve post üzerinde oturdukları için bu isimle anılmışlardır (Cebecioğlu, 2009, s. 230).
Tasavvuf geleneğinde seccâde, secde ederek Allah’a yaklaşmak, yalvarmak, dua ve niyaz etme yeri olarak görülmüş ve bu çerçevede seccâdeye manevi anlamlar yüklenmiştir (Gündüzöz, 2016, s. 80).
Dede Avni Tekkesi’ne ait 1 seccâde bulunmaktadır (Güler, 2023, s. 94) (Fotoğraf: 15).

LEVHALAR
Arapça kökenli bir kelime olan levha, çerçeveye geçirilerek duvara asılan güzel yazı anlamında kullanılmıştır. Tekkelerde özellikle âyet, hadis veya dini içerikli önemli kişilerin meşhur sözlerinin, güzel yazı örnekleri olarak yazılıp çerçevelenmiş ve asılmış hali olarak görülmektedir.
Dede Avni Tekkesi’ne ait 3 levha bulunmaktadır (Güler, 2023, s. 95).
Levhalar üzerinde dini içerikli yazılar yer almaktadır (Güler, 2023, s. 95-96) (Fotoğraf: 16).

Fotoğraf 16
Necm Suresi, 39. Ayet, Ve en leyse li’l-insani illâ mâseâ”
Türkçesi; İnsan için ancak çalıştığı vardır.
“Makam-ı İbrahim Halilullah-1920”
“Meded ey Şâh-ı Hakikat-ı âlem-i Kayyûm-ı Lâhût
Cevher-i yekta Dede Osman Avni-i Velî
Ve Sultan Dede Mustafa Nuri
Yadigar-ı Mustafa Asım sene 1325/1907-8, Muhammed Ali” yazılıdır.
DEĞERLENDİRME
Tasavvuf kültüründe her tarikatın, mensuplarına mistik olanı anlatmak için kullandığı bazı semboller görülmektedir. Tekkelerde cihaz-ı tarikat adı verilen, giyim ve kullanım eşyası olarak öne çıkan tarikat eşyaları da bu sembolizmin somut hale getirilmiş birer yansıması olarak karşımıza çıkmaktadır. Tasavvuf düşüncesinin oluşturduğu ve derin anlamlar içeren tarikat eşyalarında, soyut kavramların semboller aracılığıyla anlatıldığı sembolik bir dil kullanımının olduğu görülmektedir.
Tarikatlarda, giyim eşyası, zikir-ayin eşyası ve günlük kullanım eşyası olan ve her tarikata göre şekli ve renkleri değişen tarikat eşyalarının mübarek sayılarak şeyhe ve tekkeye sunulduğu bilinmektedir. Tasavvufta insanın kendini bulması olarak düşünülen seyr-i sülûk-çile döneminde bazı tarikat eşyalarının kullanılmış olması da, bu eşyaların üstü örtülü sembolik anlamlarının olduğunu göstermektedir.
Tarikat eşyalarının şeyh ve dervişlere ait olması, eşyaların bir kısmının zikir ve ayinler ile çile döneminde kullanılması, üzerlerinde dini içerikli yazılar bulunması, bu eşyaları kullanan tasavvuf erbabına, mensup olduğu yolun değer ve anlamlarını anlatan sembolik bir dilin somutlaşmış bir yansıması olduğunu göstermektedir.
Tasavvuf kültürü olarak önemli bir geçmişe sahip olan Urfa’da Osmanlının son döneminde yaşamış olan büyük tasavvuf âlimi Dede Osman Avni Tekkesi’ne ait olup günümüze ulaşan 20 tarikat eşyası bulunmaktadır. Dede Avni Tekkesi’nde, bir kısmı şeyhe ait, bir kısmı da tekkeye ait olan tarikat eşyaları tac-ı şerif, külah, alem, şamdan-çerağ, keşkül, mütteka, asa-şeşper, zikir kemeri, lamba, tespih, seccade ve levhalardır.
Tekkede üzerinde tarih yazılı olan en erken tarihli tarikat eşyası 1325/1907-1908 tarihli bir levhadır. Tarikat eşyalarında, maden, ahşap, kumaş, yün, porselen ve alçı malzemeler kullanılmıştır. Yapım tekniği olarak döküm, dövme, oyma, kalıp, süsleme ve yazılarda ise kazıma, kabartma, delik işi teknikleri görülmektedir. Süslemelerdeki kompozisyonlar bitkisel ve geometrik motiflerden oluşmaktadır, eşyaların bazılarında yazı yer almaktadır, görülen yazıların büyük bir kısmı dini içeriklidir.
Tarikat eşyaları, tasavvuf erbabı tarafından gündelik hayatta kullanılan birer eşya olmanın yanı sıra, o tarikatın inançlarına uygun biçimde derin anlamlar taşıyan sembolik figürler olarak da zikir ve merasimlerde kullanılmıştır. Dede Osman Avni Tekkesi’ne ait tarikat eşyalarında da, tasavvuf kültürünün bu yoğun ve derinlikli anlatımları açıkça görülmektedir.
SON NOTLAR
(1) Kadiriyye ve Nakşibendiyye tarikatlarında tâc-ı şeriflerin tepe noktalarına işlenen güller Pir Abdülkâdir Geylanî ile ilişkilendirilmektedir. Rivayete göre Abdülkâdir Geylanî Bağdat’a geldiğinde buradaki alimler kendisine su dolu bir kap göndererek “burada yeterince alim var” demek istemişlerdir. Abdülkâdir Geylanî ise kış mevsimi olmasına rağmen gönderilen kaba bir gül koyarak “bir gül bu kabı taşırmaz” demiştir (Kara, 2010, s. 531).
(2) En-Nûr 24/35-36, el-Furkān 25/61, Nûh 71/16, Fussilet 41/12, el-Mülk 67/5, el-Ahzâb 33/45-46), Kur’an-ı Kerim Meali, (Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı Yayını, 2010).
(3) El-A‘râf 7/205; el-Ahzâb 33/41-42, er-Ra’d 13/13; el-İsra 17/44; el-Hac 22/18; en-Nur 24/41; er-Rahman 55/6; el-Haşr 59/24). Kur’an-ı Kerim Meali, (Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı Yayını, 2010).
KAYNAKÇA
Arseven, C. E. (1983). Sanat Ansiklopedisi. Milli Eğitim Basımevi, İstanbul.
Atasoy, N. (2005). Derviş Çeyizi Türkiye’de Tarikat Giyim Kuşam Tarihi. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara.
Ayverdi, İ. (2006). Kubbealtı Lugati. Mas Matbaacılık, İstanbul.
Bozkurt, N. (2001). “Kandil”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi. 24/299-300. TDV Yayınları, İstanbul.
Cebecioğlu, E. (2009). Tasavvuf Terimleri ve Deyimleri Sözlüğü. Ağaç Kitabevi Yayınları, İstanbul.
Ceyhan, S. (2010). “Taç”. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi. 39/362-365. TDV Yayınları, İstanbul.
Devellioğlu, F. (1998). Osmanlıca Türkçe Ansiklopedik Lugat. Aydın Kitabevi, Ankara.
Evliya Çelebi. (2000). Seyahatnâme. Yapı Kredi Yayınları, İstanbul.
Göktaş Kaya, L. (2007). “Mevlevilik Felsefesinden Yola Çıkarak Din-Sanat İlişkisi”. Türk Kültürü, Edebiyatı ve Sanatında Mevlâna ve Mevlevîlik. Ulusal Sempozyum Bildiriler Kitabı, ss. 477-486.
Gölpınarlı, A. (1977). Tasavvuftan Dilimize Geçen Deyimler ve Atasözleri. İnkılap ve Aka Kitabevi, İstanbul.
Güler, G. (2014). “Urfa Dede Avni Haziresindeki Tarihi Mezar Taşları”. Sufi Araştırmaları Dergisi 5(9), ss. 63-99.
Güler, G. (2018). “Mevlevi ve Bektaşi Tarikatlarına Ait Bir Grup Bayrak Ve Sancak Alemi”. Journal Of Turkish Studies 13/10, ss. 353-370.
Güler, G. (2021). “Urfa Dede Osman Avni Dergâhına Ait Sancaklar”. İstem 38, ss. 217-246.
Gündüzöz, G. (2016). Tasavvuf Kültüründe Tâc Sembolizmi (Doktora Tezi). Ondokuz Mayıs Üniversitesi.
Gündüzöz, G. (2017). “Tasavvuf Kültüründe Hırka, Alem ve Seccade”. Akademik Bakış Dergisi 64, ss. 79-94.
Kara, M. (1993). ‟Gül Risâlesi”. Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, ss. 511-23.
Koçu, R. E. (1967). Türk Giyim Kuşam ve Süsleme Sözlüğü. Sümerbank Yayınları, Ankara.
Kur’an-ı Kerim Meali. (2010). Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara.
Öngören, R. (2013). “Zikir”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi. 44/409-412, TDV Yayınları, İstanbul.
Pakalın, M. Z. (1954). “Tâc Giydirmek”. Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, c. III, 371-372. Maarif Basımevi, İstanbul.
Tahralı, M. (2015). “Rifâiyye”. Türkiye’de Tarikatlar Tarih ve Kültür. Ed. Semih Ceyhan, İSAM Yayınları, İstanbul.
Yahyâ Âgâh b. Sâlih el-İstanbulî, (2002). Mecmu’atü’z-Zara’if Sandukatu’l-ma’arif. Tarikat Kıyafetlerinde Sembolizm. Çev. Serhan Tayşi, Ocak Yayınları, İstanbul.
Yazıcı, T. (1994). “Derviş”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi. 9/188-190, TDV Yayınları, İstanbul.
Yurdagür, M. (2011). “Tesbih”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi. 40/527-28, TDV Yayınları, İstanbul.